Türk Ateistlerine Kullanım Kılavuzu

Tüm dinlerin masaya yatırıldığı ve geniş kapsamda incelendiği bölüm. Dikkat! Bu bölüm dini inancınızı zedeleyebilir ve direncinizi kırabilir.
kemalistcan
Admin
Mesajlar: 1058
Kayıt: 12 Ağu 2011, 22:34

Re: Türk Ateistlerine Kullanım Kılavuzu

Mesaj gönderen kemalistcan » 13 Ağu 2012, 00:45

Hiç bir boşluk kalmıyacak biçimde sağın solun arkan önün sobe hakdogan. Daha çok kendini yinelemen, papağan dağarcığını buraya sürekli dökmen bir anlama gelmiyor. Gördüğüm kadarıyla burada şamar oğlanı olmuşsun. "Allah" kimseyi senin durumuna düşürmesin; ah yazık kıyamam ben sana! :lol:
"Tarih bize öğretir ki, bütün dinler, milletlerinin cehaletinden faydalanarak, utanmaksızın Tanrı tarafından gönderildiklerini söyleyen adamlar tarafından tesis olunmuştur."
Kamal ATATÜRK

Kullanıcı avatarı
hakdogan
Üyeliği Sonlandırılmış
Mesajlar: 17
Kayıt: 09 Ağu 2012, 18:50
Felsefe: İslam

Re: Türk Ateistlerine Kullanım Kılavuzu

Mesaj gönderen hakdogan » 13 Ağu 2012, 09:22

KRALMAS yazdı: "Henüz" kelimesi direk olarak yok haklısın
E madem gerçeği teslim etmek durumundasın, o zaman ne diye
KRALMAS yazdı: İşiniz gücünüz dansözlük.
diye miyavlıyorsun? Tabi burada tekraren "dansözlük" derken neyi kastettiğini de anlayamıyoruz. Engin bilgi&birikimin açısından bunu şarkiyatçılık için kullanmış olman muhtemel de, karşındakinin şarkiyatçılıkla bir ilgisi yok, şarkiyatçı papağanlığı daha evvel "ne var bunda" diye doğal karşıladığın sizin işiniz.
KRALMAS yazdı: ama lem kipinden gelen "geçmişte yaşanmamış ve şuanda da yaşanmayan" anlamı gelmektedir, buda "henüz gerçekleşmedi" ile aynı anlamı taşımaktadır zaten. Sonuç itibariyle, anlamda değişen bir şey var mı? Yok. Neyi tartışıyoruz o zaman?
Daha önce, ayetteki ifadenin henüz hayız görmeyenleri de kapsadığını belirtip "ancak orjinal metinde olmadığının bilinmesi önemlidir" demiştim. Önemlidir çünkü "hayız görmeyenler" ifadesine nazaran "henüz hayız görmeyenler", ayetin kapsadığı gurupları daraltan ve aslında en tali ve merkezde yar almayan gurubu, ayetin birinci hedefi gibi sunan bir ifade. Bu da anlam kaybolmasına ve bazı cahillerin çarpıtmalarına sebebiyet veriyor.
KRALMAS yazdı: Anlamadığın nokta şu;
1- Onlarca birbiri ile alakasız çevirmen, ki bunların bir çoğu bu işe onlarca yılını vermiş, Arapça'yı senden-benden bin kat iyi biliyor, bu ayetten aynı anlamı çıkarıyor. Ne tesadüf değil mi?
2- Hadi çevirmenler hata yapıyor diyelim, oldu ya çevrilemiyor diyelim, Suudi Arabistan'da veya diğer Arap ülkelerinde, bu ayeti kendi dilinde okuyanlar bile, ayetin küçük yaşta evliliğe izin verdiğini söylüyorlar buna ne diyorsun?
Mevdudi ve 1-2 tane daha şaz(ne demek olduğunu araştır) yorum sahibi dışında, bu ayetten buluğa ermemiş dişi ile cinsi münasebete cevaz devşiren yoktur. Iskaladığınız şey, nikah cevazı ile cinsel ilişki cevazının ayırımıdır. Resul-i Ekrem(S.A.V) Hz. Aişe(R.A) ile buluğa ermeden nikahlanmış, ancak o buluğa erdikten sonra zifafa girmiştir.
KRALMAS yazdı: 3- Ezici çoğunluğun, bu kaynağı göstererek uyguladıkları, canlı uygulamalara mı bakacağız, yoksa sizin ortaya attığınız, bol kıvırtmalı ama ne hikmetse, sizden başka hiç bir müslümanın takmadığı ve uygulamadığı, boş lakırdılara mı?
Gelenekle İslam'ı birbirine karıştıran ateistin uygulmadan hareketle tekrar ana kaynağı suçlama hokkabazlığı var burada. Aynı hokkabazlık, Türkiye'de "namus cinayeti" adı altında işlenen şenaatleri yıllardır İslam'a bağlamada da gözlemleniyor. Oysa bunun İslam ile değil, gelenek/töre ile ilgisi olduğu açık. Şimdi buradan kalkıp, bu cinayetlerle İslam suçlanabilir mi? Mevdudi ve peştun kökenlilerde de gelenek etkisi söz konusudur. Geleneğin manipüle edici baskısı ile Kur'an-ı Kerim'i yanlış yorumluyorlarsa bize düşen "yanlış yorumluyorsunuz" demekten ibarettir.

Dolayısıyla buna boş lakırdı demek, boş lakırdının bizzat kendisidir.

Bir başka husus, erken yaşta evlilik meselesi temelde coğrafya ve iklimle ilgilidir. Sıcak iklim İnsanının biyolojik gelişimi, buluğ çağına girişi görece daha soğuk coğrafyalara göre erken yaşlarda yaşanmaktadır. Bu tür toplumlarda erken yaşta evlilik geleneğinin oluşmasının en temel sebebi budur. Oluşan bu gelenekte zaman içinde ana fikre ters, istismar boyutlu yanlış uygulamalar da kendine zemin bulmuş. Gelenek bazı yanlışların İslam'a fatura edilmesi yanlıştır.
KRALMAS yazdı: Siz istediğiniz kadar ayetleri çarpıtın, anlamını değiştirin,
Anlam çarpıtmasını yapan(üstelik Kur'an'ın indirildiği dili de bilmeden) sizsiniz. Sana çok basit bir öneride bulundum. Al eline bir ilmihal ve nikah bahsini oku dedim. Okumaktan zarar gelmez, bilginiz görgünüz artar.
KRALMAS yazdı: İslam kanunlarıyla yönetilen ve sübyancılığın kanunlarında yasak olduğu, bir tane ülke var mı?
Bu soruya cevap verebilmek için, daha önce ifade ettiğim gibi sübyancılıktan(pedofili) ne anladığını ortaya koyman lazım. Mesela sana göre 18 yaşından küçük bir dişiye cinsel ilgi duymak sübyancılık mıdır?

Neden 17, 19 değil de 18?

Bu nasıl bir standart? Mesela bu standartla sorunsuz iskkandinav diyarlarında, balkanlarda, ekvatora yakın yerlerde amel edebilir miyiz?

Mesela bugün, gelişmiş ve pedofiliyi yasaklamış avrupa ülkelerinde, dişilerin cinsel yaşama başlama yaşları 18 mi?

Ne kadar büyük bir saçmalığa sarıldığını görebiliyor musun?

Çünkü her şeyden önce pedofiliyi bilmiyorsun.

Pedofil, çoğunlukla buluğa ermemiş, henüz kıllanma dahi yaşamamış bildiğin çocuğa ilgi duyan ve yine çoğunlukla yalnızca böylelerine ilgi duyan, yaşıtlarına cinsel arzu beslemeyen piskolojik arazlı sapkına denir.

Yaşı 18, 17 ?? den küçük ama sağlıklı bir dişiye ilgi duyana değil.

Bu konuda evrensel ölçü, İslam'ın ölçüsüdür.

Kişi kadın/erkek akıl baliğ mi?

Yani doğru ile yanlışı ayırt edebiliyor mu?

Ediyor.

Kişi cinsel ilişki, beden ve ruh sağlığı üzerinde menfi bir tesir bırakmayacak derecede sağlıklı mı?

Evet.

O vakit nikah ta söz konusu ise, böylesi birinin cinsel ilişkiye girmesinde sakınca yoktur diyor İslam.

Bu ölçü evrenseldir, zamana ve mekana göre değişmez, ekvator'da da, kutuplarda da bununla amel edebilirsin.

Şimdi artık "tek kale maç"a bir son verip, ama yine bu konu üzerinden, başlıkla da tam uyumlu olarak topu sizin yarı sahanıza atalım. Bak ne soruyorsan cevap veriyorum, ama basit bir soruma hala cevap alamadım.

Sana dedim ki "ahlakını kendinize yapılmasını istemediğiniz şeylerin, başkasına yapılmaması mottosuna bağlamışsın, bunun kaynağı nedir? Mesela materyalizm mi? Kemalizm mi? Yoksa paşa gönlün mü? Bu formülasyonla ifade edilen tutumlar bütünü neye refere ediyor?"

Şunun bir cevabını alalım ve ondan sonra bakalım, pedofiliyi gayr-ı ahlaki bulan kralmas, bunu hangi referansla yapıyor.

Kaçış yok, süren başladı.
Fezada boşluk işgal etmenin bir bedeli var...

Kullanıcı avatarı
KRALMAS
Admin
Mesajlar: 945
Kayıt: 11 Ağu 2011, 21:44
Felsefe: Ateizm

Re: Türk Ateistlerine Kullanım Kılavuzu

Mesaj gönderen KRALMAS » 13 Ağu 2012, 10:06

hakdogan yazdı:Mevdudi ve 1-2 tane daha şaz(ne demek olduğunu araştır) yorum sahibi dışında, bu ayetten buluğa ermemiş dişi ile cinsi münasebete cevaz devşiren yoktur. Iskaladığınız şey, nikah cevazı ile cinsel ilişki cevazının ayırımıdır. Resul-i Ekrem(S.A.V) Hz. Aişe(R.A) ile buluğa ermeden nikahlanmış, ancak o buluğa erdikten sonra zifafa girmiştir.
Arapları kurtarmak adına, battıkça batıyorsunuz, ergenliğe adım atan çocuklarla girilecek ilişkiyi (Pedofiliyi/Sübyancılığı) savunan bir müslümana benim daha anlatacak bir şeyim yok. Zira "İslam sübyancılığa yönlendiriyor" diye anlatmaya çalıştığımız, ahlaki yoksunluk sizde mevcut, çok güzel bir örneksiniz. Benim merak ettiğim Very Self'in bu konuda ki düşünceleri, mesala 12-13 yaşında bir kızı olsa, müslüman kardeşi olarak size onu aklında en ufak bir soru işareti bile kalmaksızın emanet eder miydi?

Kullanıcı avatarı
Very Self
Üyeliği Sonlandırılmış
Mesajlar: 23
Kayıt: 24 Tem 2012, 00:11
Felsefe: Diğer

Re: Türk Ateistlerine Kullanım Kılavuzu

Mesaj gönderen Very Self » 13 Ağu 2012, 19:19

KRALMAS yazdı:Arapları kurtarmak adına, battıkça batıyorsunuz, ergenliğe adım atan çocuklarla girilecek ilişkiyi (Pedofiliyi/Sübyancılığı) savunan bir müslümana benim daha anlatacak bir şeyim yok. Zira "İslam sübyancılığa yönlendiriyor" diye anlatmaya çalıştığımız, ahlaki yoksunluk sizde mevcut, çok güzel bir örneksiniz. Benim merak ettiğim Very Self'in bu konuda ki düşünceleri, mesala 12-13 yaşında bir kızı olsa, müslüman kardeşi olarak size onu aklında en ufak bir soru işareti bile kalmaksızın emanet eder miydi?
Şimdi iddia ettiğiniz şeylerin pedofili olup olmadığını ikimizden de bağımsız bir kaynak üzerinden, wikipedia'nın tanımı üzerinden hareket edelim.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Pedofili

Başlıyoruz...

Pedofili ya da sübyancılık, yetişkin bir kimsenin ergenlik öncesi çocukları[1][2] veya ergenliğe yeni girmişleri[1] cinsel açıdan çekici bulması ve cinsel eğiliminin çocuklara yönelik olmasına neden olan psikoseksüel rahatsızlık

Bu tanıma göre ne Hz Peygamber'in evliliğinin ne de Talak 4'ün ergenlik öncesi çocuklarla cinsel ilişki ile bir alakası yoktur. Tanımdan da anlaşılacağı üzere pedofili cinsel bir rahatsızlık olup, zevk tatminini sadece çocuklar aracılığıyla sağlamaya yönelik bir rahatsızlıktır.

Tanımdan devam edelim:

Sübyancılar -tipik olarak- yetişkin cinsel ilişkiden zevk almakta güçlük çekerler, özgüvenleri eksik olabilir ve çocuklarla ilişkiyi yetişkinlere nazaran daha az tehdit edici bulurlar.

Şimdi bu tanıma göre bir kimsenin sübyancı olabilmesi için yetişkinin cinsel ilişkiden zevk almakta güçlük çekiyor olması lazım. Pekiyi Hz Peygamber'in evlilik yaptığı kadınların bugünün standartlarında bile yetişkin olduğunu kabul edersek bu nasıl bir cinsel ilişkiden zevk almada güçlük çekme durumudur. HZ Muhammed (SAV) ilk evliliğini 40 yaşındaki Hatice ile yaptığını düşündüğümzüde bu iddia iyice anlamsızlaşır.

Kaldı ki, Hz Peygamber, pedofili tanımının işaret ettiği gibi, "Sübyancılar sıklıkla cinsel birleşmeden önce kurbana dokunmak ya da cinsel organlara bakmak yoluyla cinsel doyuma ulaşırlar." gibi bir durum vaki mi? Hayır! Pedofili hastasının amacı kurbandan istifade edip, arkasına bakmadan kaçıp gitmek. Pekiyi Peygamber Efendimzi ne yapmış? Bu insanla ölümüne kadar evli kalmış ve kendisine sorulan kadın müminler arasında en çok sevdiğiniz kimdir sorusuna, Aişe'dir cevabını vermiştir. Bu nasıl bir pedofili anlayışıdır ki, kurbanlarından istifade edip onları bir kenara atmak dururken bir kimseyle meşru evlilik ahdi çerçevesinde evlenilinsin, bu ölümüne dek sürsün, Bu kişi (Aişe) Hz Peygamber'den en fazla hadis nakleden kişi olarak nam salsın, ve bunun adı pedofili olsun. Bu işe şeytanlar bile güler.

Ayrıca tanıma göre; "Cinsel ilişki, özellikle şiddete maruz kaldıysa, çocukta çok ciddi travmalara neden olabilir" Böyle bir şey olmuş mu? Hayır!

Yine tanıma göre; "Bazı durumlarda kurban, cinsel ilişkiden çok, ebeveynlerinin daha önceki uyarılarını dinlemediğini düşünerek suçluluk ve sıkıntı çeker.[2] Cinsel saldırıya uğrayan çocuklar sıklıkla sorunlu bir yetişkinlik dönemi yaşarlar. Pekiyi böyle bir şey var mı? Yine yok!

Son olarak Peygamberimizin evlilik hayatına bir göz atalım:

25 yaşına kadar bekar kalmıştır. (Yani Arabistan gibi sıcakların 50 dereceyi bulduğu bir iklimde bu kadar sekse düşkün olduğunu iddia ettiğiniz bir şahıs neden bu yaşa kadar bekar kalmıştır? Yakışıklı mı değil di? Kabilesi mi Mekke'nin en önemli kabilelerinden değildi? Dahası 25 yaşına kadar Peygamber'in herhangi bir cinsel birlikteliği şeytanlar tarafından bile öne sürülemiyor. Mekkeli müşriklerin kendisine gelip peygamberlik davasından vaz geçmesi halinde kendisini paraya, mala mülke boğacaklarını, ve Mekke’nin en güzel kızlarını kendisiyle evlendireceklerini bütün İslam tarihçileri ve Siyerciler müttefikan anlatırlar. O ise, haklı davası uğrunda tarihe geçen şu sözleri söylemiştir: Güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseniz ben yine davamdan vaz geçmem. Hz Muhammed (SAV) nasıl cinsel bir hastalığa tutulmuş ki, olmayan Allah için (!) malı mülkü ve Mekke’nin en güzel kızlarını geri çevirmiş?

25-50 yaş arasında tek evlilik hayatı yaşamıştır. (O eşi ise onunla evlendiğinde 40 yaşında bulunan Hatice'dir. Bu nasıl bir pedofilidir ki, cinsel bozukluktur ki, 25 yaşına kadar tek bir kişi ile evlenmemiş olsun ve 25 yaşında iken 40 yaşındaki bir hanımefendi ile evlensin. Ebu Leheb bile bunu duysa yuh çekerdi.

50-60 yaş arasında çok evlilik hayatı (Bunlar ise şehevi değil, mecburi evliliklerdir.)

60 yaşından sonra hiç evlenmedi.




Talak 4 ile ilgili Hakdoğan'ın yazdıklarının üstüne bir şey demeyi gereksiz görüyor, altına imzamı atıyorum. Burada sadece bir noktayı nazara vermek istiyorum.

Şu 18 yaş olayı günümüzde bile hala tartışılan ve bazı ülkelerin kendi ergenlik kriterini dayattığı suçlamalarına neden olan bir sınırdır. 17 yaşında olup 18 yaşının tüm karakteristik özelliğini taşıyan bir ergenin (diyelim) 19 yaşında biriyle evlenmesi sizin adınıza pedofili olarak kabul edilirken dikkate aldığınız tek şey belirleyicisinin siz olmadığınız ve size dayatılan bir yaş sınırıdır. Türkiye'De bir genç kızın adet görme yaşı günümüzde ortalama 13 yaşında, Arabistan çevresi ve Ekvatoral bölgelerde 10 civarında, Kuzey'deki soğuk ülkelerde 20'ye kadar çıktığı bilinmektedir ve bu sır değildir.

Yine iklimin biyolojik, fizyolojik ve kişilk yapısı üzerindeki doğrudan etkileri de sır değildir.

Şimdi tüm bu değişkenlerin görmezden gelinerek tüm ülkeler için 18 gibi muğlak bir yaş sınırının ortaya konması ve bununla amel etmeyenlerin pedofili, sapık, seks manyağı gibi isimlendirmelerle suçlanmaları ne kadar mantıklıdır, kararı vicdanınıza bırakıyorum.

Ayrıca tüm bunların maddecilik açısından (ya da sizin anlatmayı uygun bulduğunuz her hangi bir bağlam açısından) mahzurunu duyamadık? Maddelerden oluşmuş cinsel organların izdivacı ateizme/materyalizm açısından ne bakımdan sıkıntılıdır? Evet söz sizde…
Şeytanın yaptığı en büyük kurnazlık bütün dünyayı yaşamadığına inandırmaktır.

"The Usual Suspects" filminden

Kullanıcı avatarı
hakdogan
Üyeliği Sonlandırılmış
Mesajlar: 17
Kayıt: 09 Ağu 2012, 18:50
Felsefe: İslam

Re: Türk Ateistlerine Kullanım Kılavuzu

Mesaj gönderen hakdogan » 13 Ağu 2012, 22:50

KRALMAS yazdı: Arapları kurtarmak adına, battıkça batıyorsunuz, ergenliğe adım atan çocuklarla girilecek ilişkiyi (Pedofiliyi/Sübyancılığı) savunan bir müslümana benim daha anlatacak bir şeyim yok.
@KRALMAS, şu ana kadar yazıştıklarım içinden nispeten daha bir muhatap alınır(her ne kadar şarkiyatçılıktan bihaber olsan da) kişisin.

Şöyle acınası çarpıtmalarla bu konumunu kaybetme derim.

"Pedofili nedir"i tarif bile edemiyorsun, ama birilerini pedofil ilan ediyorsun :D

Bak, açık bir davette bulundum sana. Tısss dışında ses gelmemiş.

Tekrar edeyim: "Ahlakını kendinize yapılmasını istemediğiniz şeylerin, başkasına yapılmaması mottosuna bağlamışsın, bunun kaynağı nedir? Mesela materyalizm mi? Kemalizm mi? Yoksa paşa gönlün mü? Bu formülasyonla ifade edilen tutumlar bütünü neye refere ediyor?"

Şunun cevabını alalım artık...
Fezada boşluk işgal etmenin bir bedeli var...

kemalistcan
Admin
Mesajlar: 1058
Kayıt: 12 Ağu 2011, 22:34

Re: Türk Ateistlerine Kullanım Kılavuzu

Mesaj gönderen kemalistcan » 14 Ağu 2012, 00:22

hakdogan yazdı:
KRALMAS yazdı: Arapları kurtarmak adına, battıkça batıyorsunuz, ergenliğe adım atan çocuklarla girilecek ilişkiyi (Pedofiliyi/Sübyancılığı) savunan bir müslümana benim daha anlatacak bir şeyim yok.
@KRALMAS, şu ana kadar yazıştıklarım içinden nispeten daha bir muhatap alınır(her ne kadar şarkiyatçılıktan bihaber olsan da) kişisin.

Şöyle acınası çarpıtmalarla bu konumunu kaybetme derim.

"Pedofili nedir"i tarif bile edemiyorsun, ama birilerini pedofil ilan ediyorsun :D

Bak, açık bir davette bulundum sana. Tısss dışında ses gelmemiş.

Tekrar edeyim: "Ahlakını kendinize yapılmasını istemediğiniz şeylerin, başkasına yapılmaması mottosuna bağlamışsın, bunun kaynağı nedir? Mesela materyalizm mi? Kemalizm mi? Yoksa paşa gönlün mü? Bu formülasyonla ifade edilen tutumlar bütünü neye refere ediyor?"

Şunun cevabını alalım artık...

Nietzsche'nin Ahlak'ın Soy Kütüğü Üzerine adlı kitabını okuyabilirsin; anlar mısın o ayrı(hiç sanmam :lol: ). Bu bir. Bir ikincisi; dinsel ahlak en ucuz, en sakat, en ilkel ahlaktır. Şimdi sen veri istersin. Al sana Kohlberg'in Ahlak evreleri kuramına göre Ahlak gelişimi düzeyleri; bak bakalım senin dinin ve sen nerdesin, biz nerdeyiz? :lol:
Kohlberg’e Göre Ahlak Gelişim Düzeyleri

1- Gelenek Öncesi Dönem
Bu düzey, Piaget’in “dışsal kurallara bağlılık” döneminin özelliklerini içine alır. Bu düzeydeki çocuk, kültür içinde kabul edilen iyi ve kötü ölçütlere göre davranır.

Aşama, Ceza ve İtaat Eğilimi
Bu dönemde kurallar, başkaları tarafından konur. Çocuklar, sadece otoriteye uyar ve cezalandırılmaktan kaçınır. Genellikle olayların dış görünüşüne ve ortaya çıkan zararın büyüklüğüne bakarak karar verirler. Onlar için olayların gerisinde nedenler önemli değildir. Etkinliğin fiziksel sonuçları, etkinliğin kötü ya da iyi olduğunu belirler. Örneğin bir çocuk annesine yardım ederken tabakları istemeden kırmıştır. Diğeri ise annesinden izinsiz şeker alırken şekerliği düşürüp kırmıştır. Bu dönemdeki çocuklara hangisinin suçlu olduğu sorulduğunda tabakları kıran çocuğun daha suçlu olduğunu belirtmişlerdir.

Aşama, Saf Çıkarcı Eğilim
Bu aşamada çocukların sadece kendi istekleri ve gereksinimlerinin karşılanması önemlidir. Diğer bireylerle olan ilişkilerinde onların gereksinimlerinin de farkındadırlar; fakat yine de kendi çıkarları ön plandadır. Çıkarcı bir biçimde başkalarının gereksinimlerini de dikkate alır. Somut değişime dayanan adil alışverişler yapmaktadır. Göze göz, dişe diş anlayışı vardır. “Her şey karşılıklıdır” inancına sahiptir. Maddi eşitlik ilkesi, bu dönemde adalet anlayışının en belirgin göstergesidir. “Bana bir şey yap, ben de senin için bir şey yaparım” anlayışı vardır.


2- Geleneksel Dönem
Bu dönemdeki çocuklar, diğer insanların beklentilerine; özellikle de özdeşleştikleri özel insanları ve genel toplumsal düzenin beklentilerine uymak isterler. İçinde bulundukları grubun gereksinimlerini bazen kendi gereksinimlerinden üstün tutarlar ve grubun isteklerine uygun davranmaya özen gösterirler. Sosyal düzeni destekleme ve sadakat önemlidir.

Aşama, Kişiler Arası Uyum
Kendi akran grubuyla iş birliği içindedir. Ait olduğu grubun kurallarına uygun davranırlar. İyi çocuk olarak başkaları tarafından onaylanmak isterler. Başkalarına iyi davranma, yardım etmek onları mutlu eder. Benmerkezciliğin azalması ve somut işlemler dönemine girilmesiyle çocuk, olayları başkaları açısından görebilme özelliğini kazanır. Çevresinde bulunanların hissettiklerini de dikkate alır.

Aşama, Kanun ve Düzen Eğilimi
Bu dönemde doğru davranış, sosyal düzene ve otoriteye uygun olarak kişinin görevini yerine getirmesidir. Artık akran gruplarının kurallarının yerini, toplumsal kurallar ve kanunlar almıştır. Kanunlara hiç sorgulanmaksızın uyulmalıdır. Uymayanlar ise kesinlikle hoş görülmezler. Yetişkinlerin çoğunun bu dönemde olduğu varsayılır.

3- Gelenek Sonrası Dönem
Birey, izlemek istediği ahlak ilkelerini başkalarında ve otoriteden bağımsız olarak seçer. Ahlak gelişiminin son iki aşaması bu düzeyin kapsamındadır.

Aşama, Sosyal Sözleşme Eğilimi
Genellikle temel hak ve özgürlükler göz önüne alınarak konmuş olan yasa ve kanunlara uymak çok önemlidir. Toplumsal kuralların ve değerlerinin göreceli olduğunu düşünerek bunları eleştirici bir şekilde incelerler. Kanunların demokratik olarak değiştirilebileceği ilkesine sahiptirler. Bu dönemde insan hakları, özgürlük gibi kavramlar bireyin değerler sisteminde önemli yer tutar.

Aşama, Evrensel Ahlak İlkeleri Eğilimi
Ahlaki gelişim açısından ulaşılabilecek son noktadır. Birey, ahlak ilkelerini kendisi seçip oluşturur ve bunlara uygun davranır. Burada bireyin benimsediği ahlak ilkeleri; insan hakları, bütün insanların eşitliği, adalet gibi soyut ve evrensel düzeyde ahlak ilkeleridir. Bu ilkeler, genellikle demokratik toplumlarda uygulanan kanun ve yasalarla uyumludur.

Kohlberg modelinin önemli yönü, her bir dönemin iki unsurunun nasıl etkileştiğidir. Her bir dönemde ahlakî kararın nasıl alındığına ilişkin bir bakış açısı söz konusudur. Örneğin ilk evredeki çocuk benmerkezcidir ve bütün durumlara kendi açısından bakar. Geliştikçe çocuk, başkalarının bakış açısı nedeniyle ya da toplum için bir bütün olarak hangisinin en iyi olduğunu ikilemini yaşar. Bu alandaki ilerlemelerin bireyin bilişsel gelişimine ve biyolojik temele bağlı olduğu düşünülür.Ayrıca, çocuğun ahlâkî durumlarla ilgili deneyimlerinden oldukça etkilenen ahlaki unsur ile de desteklenir. Böylece Kohlberg kuramı ahlaki gelişimin,bilişsel yetenekler ile ahlaki konular ile ilgili yinelenen olayların birleşiminden ortaya çıkması konusunda Piaget’in kuramıyla benzerlik gösterir.

Kohlberg’in ahlaki düşünce dönem modeli, çocuklar başkaları ile birlikte karar alma işlemlerine katıldıklarında ve fikir alışverişinde bulunduklarında gerçekleşen rol oynama olanaklarına önem vermektedir. Kohlberg’e göre ahlaki bir problemle karşılaşan bireyin getirdiği çözümler aşağıdaki gibidir.

- Konulan kurallara göre savunmak (haklı çıkarmak) örneğin: İlacı çalmamalısın. Çünkü hırsızlık yapmak iyi bir şey değildir.
- Kararın maddi sonuçlarına göre savunma yapmak.
- Uyum sağlamak açısından savunma yapmak.
- Adalet, eşitlik ve yaşamın değeri açısından haklı çıkarmak.

Kohlberg, son düzey olan gelenek sonrası düzeye ulaşma yaşının 14 olduğunu belirtmiştir. Ancak yapılan araştırmalar yetişkinlerin tümünün gelenek sonrası düzeye ulaşmasının mümkün olmadığını göstermektedir. Kohlberg ve Piaget’nin görüşleri birleşmekte ve olgunlaşmanın yanı sıra geçirilen çevresel yaşantıların da ahlak gelişimi üzerinde etkili olduğu ortaya çıkmaktadır.
http://www.cocukgelisimi.gen.tr/cocuk-g ... yleri.html
Kaynak:MEGEP
İşte bu yüzden Sigmund Freud dinler için çocukluk hastalığı demiştir. Atatürk, Tehdit esasına dayanan ahlâk, bir fazilet olmadıktan başka itimada da lâyık değildir, demiştir. Hiç bir temeli olmayan, ne idüğü belirsiz olan, bir ezberden oluşan, havuç-sopa ilişkisinin üstüne geçemeyen senin ahlakındır/ahlaksızlığındır.

Bunların içini biraz daha dolduralım istersen.
1. Aşama: Ceza ve itaat eğilimi: Bu düzeydeki çocuklar sadece otoriteye uyar ve cezalandırılmaktan kaçınırlar.Çocuk için doğru yada yanlıştan daha önemli olan şey davranışlarının sonucudur.Genel olarak olayların dış görünüşüne ve meydana gelen zararın büyüklüğüne göre karar verir.Etkinliğin fiziksel sonucu,etkinliğin iyi yada kötü olduğunu belirler.Örneğin bir çocuk annesine yardım ederken on tane tabağı kazara kırmıştır.Diğeri ise annesi görmeden şeker alırken şekerliği düşürüp kırmıştır.Bu dönemdeki çocuğa hangisinin daha suçlu olduğu sorulduğunda on tabak kıran çocuğun daha suçlu olduğunu söylemiştir.
Bu dönemde itaat ve ceza eğilimi ağır basar. Çocuk davranışı sonucu cezalandırılmışsa o davranış yanlış, cezalandırılmamışsa o davranış doğrudur.Otoriteye uyma temel güdüdür.Bu nedenle bu evreye ceza-boyun eğme evresi de denebilir.
2. Aşama: Araçsal ilişkiler eğilimi:Bu evreyi bireysellik yada çıkarcılık evresi de denebilir.Çocukların kendi ihtiyaç ve isteklerinin karşılanması daha önemlidir.Diğer insanların da farkına varırlar ama ahlaki yargıda bulunacakları zaman hala birinci planda kendileri vardır.Çocuğun ihtiyacını karşılayan veya ona ödül getiren eylemler çocuğun doğrularını oluşturur.Ne kadar alırlarsa o kadar verirler. Çocuk davranışı kendi açısından yararlı buluyorsa davranış doğrudur.
Geleneksel Düzey: Bu düzey ahlak gelişiminde 3.ve4.evreyi kapsar.Birey aile,grup ve ulusun beklentilerine önem verir.Başkalarının onayını ve beğenisini kazanmak çok önemlidir.Bu evrede sosyal baskı yoğun olarak hissedilir.Kişinin kendi ihtiyaçları bazen ikinci planda kalır.
3. Aşama: Kişiler arası Uyum Eğilimi:Üçüncü aşamada akran gruplarıyla işbirliği gözlenir.İyi davranış,başkalarına yardım etme onları mutlu eder.Beklenen davranışı göstererek sevgi ve takdir kazanıp kabul görüş düşünür.Onay görmek çocuk için çok önemlidir.Ben merkezlilik azalır.Çocuk somut işlem dönemine girmiştir,olaylara başkaları açısından bakma özelliği kazanır.Ahlaki yargılarda başkalarının hissettiklerini de dikkate alır.Artık yaptıklarını sadece ceza almamak (1.Aşama)ya da kendisi için(2.Aşama)değil aynı zamanda başkalarını mutlu etmek için yapmaya çalışır.
4. Aşama: Kanun ve Düzey Eğitimi: Çocuk kendine düşeni yapmayı öğrenir.Doğru davranış,otoriteye ve sosyal düzene uygun olarak kişinin görevini yerine getirmesidir.Artık aran gruplarının kurallarının yerini toplumun kuralları ve kanunları almıştır.”Kurallar uyulması için vardır” fikri hakimdir.Kanunlar soru sormaksızın izlenir.Bu dönemde gençlerin en büyük mücadelesi saygınlık kazanmaktır. Temel güdü toplumsal düzeni korumaktır. Kanunlara uymayanlar asla onaylanmaz. Birçok yetişkin bu dönemde kalır.
Gelenek Sonrası Düzey: Kişinin otoritede bağımsız olarak evrensel değerler doğrultusunda kendi ilkelerini oluşturmaya, kendi doğru ve yanlışlarını belirlemeye başladığı evredir.
5. Aşama: Sosyal Sözleşme Eğilimi: Kanunların kullanımı ve bireysel haklar eleştirici bir şekilde incelenir.Toplumun kanunları ve değerlerinin göreli ve topluma özgü olduğu kabul edilir.Yeni değer ve uzlaşmalar sonucu kuralların değişebileceğinin farkına varılır.Doğru,genel doğrular,standartlara uyan ve üzerinde uzlaşılandır. Doğru ve yanlışlar kişisel değer ve fikirlere göre değişebilir. Kanunlar sosyal düzeni korumak, temel yaşama ve özgürlük haklarını güvence altına almak için gerekli görülmektedir. Birey toplum yararına olan kuralların çoğunluk tarafından korunmasının gerekliliğine inanır. Bu düzeye yetişkinlerin ancak %25’i gelebilmektedir(bu bile çok iyimser).
6. Aşama: Evrensel Ahlak İlkeleri Eğilimi:Kişi,ahlak ilkelerini kendisi seçip oluşturur.Bu ilkeler,adalet,eşitlik,insan hakları gibi bazı soyut kavramlara dayalıdır.Bu ilkeleri ihlal eden kanunlara uyulmamalıdır.Çünkü adalet yasanın üstündedir.Başkaların haklarına saygılı olmak esastır.İnsana insan olduğu için değer verme bu dönemde kazanılan bir özelliktir.(sizin hiçbir anda kazanamıyacağınız bir özellik)
Son zamanlarda Kohlberg 6.dönemin,5.dönemden gerçekte çok farklı olmadığını bu nedenle bu iki dönemin birleştirebileceğini söylemiştir.
KAYNAKLAR
1-Nuray Senemoğlu,Gelişim Öğrenme ve Öğretim,Ankara 1999
2-Yaşar Özbay,Gelişim ve Öğrenme Psikolojisi,Empati Yay.İst.1999
3-Binnur Yeşilyaprak,Gelişim ve Öğrenme Psikolojisi,Pegem A yayıncılık Ankara Eylül 2002
http://www.pdrciyiz.biz/kohlberg8217in- ... t3118.html
Sana Mevlana'dan bir söz, kulağına küpe olsun: Söylediğini bil; bildiğini söyle. Sonuç olarak hiç bir halt bilmeyen, yeni yetme, çok bilmiş bir gevezeden, uslanmaz bir yalancıdan başka birşey değilsin. Meydan okuyup duruyorsun ama bakıyorum her yenilgiden sonra :P acımadı ki(köküne kadar girse de; anlamadım ki müslüman mısın .... misin :lol: )diyerek geri dönüyorsun; yenilen pehlivan güreşe doymazmış.

Richard Dawkins gibi biyologların ahlakı toplumsal evrimin sonucu olduğunu düşündüklerini ekleyeyim. Çünkü ahlak insan türü için önemli bir artıdır; inanların güvenli bir ortamda çoğalmalarını ve yaşamalarını sağlar. Sen benim sırtımı kaşı bende senin sırtını kaşıyayım ya da ödül ve ceza gibi gözükse de aslında daha ileri bir aşamadır; ama bu haliyle bile önemli ölçüde değerli, anlamlı ve kullanışlıdır(en azından uydurma ve güdümlü bir havuç-sopa ilişkisinden iyidir). Bu anlam da ahlak hem yaşayan toplumların hem de gelecek kuşakların güvencesidir.

Toplum bilimcilerin ve antropologların çalışmalarına değinmek gerekir. Çünkü toplumsal yaşam sürekli değişim ve gelişme göstermiştir. Yani ahlak iyi ya da kötüyü seçmek gibi basit bir şey değildir. İlk avcı toplayıcılardan başlıyarak sürekli biçim değiştirmiştir. Burdaki kilit nokta toplumun gereksinimleri ve yapısıdır. Örneğin erkek egemen bir yapıda ahlaki kurallar doğal olarak erkekleri kayıracaktır.

Marks'a göre ahlakta, siyaset-kültür vb diğer üst yapılar gibi maddi koşulların bir sonucudur; bu sözü kesin neticenizden anlayacaksınız bahse girerim :lol: . Şimdi biri çıkıp nötron, proton, elektronla ne ilgisi var ahlakın demeye başlar; ki elbette söylenmek istenen bu değildir. Örneğin kabile toplumlarının ahlak anlayışı çağdaş toplumlara göre ayrı olacaktır; ki bu basit ayrım avcı toplayıcılarla ilkel tarım toplumları arasında bile vardır. Günümüzü(çünkü hala avcı toplayıcılar ve ilkel olarak tarım yapanlar var)de kapsayan araştırmaların sonucu olarak şiddet-savaş-tecavüz gibi eğilimlerin-olguların ilkel tarım toplumları ile başladığı bilinmektedir. Yani ahlaksızlığın, bencilliğin, hodbinliğin arkasında özel mülkiyet hırsı ve kavgası yatmaktadır bir bakımdan. Örneğin üretim araçlarının erkeklerin elinde olmasından ötürü ahlaki kurallar çoğu yerde erkeklere yontulmuştur. Aydınlanma da böyle bir ortam da doğdu; oligarşinin yerine burjuvazinin gelmesi(toplumsal ve siyasi eşitlik, ekonomik anlamda kısır da olsa düşey gelişim)bu yüzdendir. Yine aynı biçimde sosyalist devrimler bunun bir adım ilerisidir; hem topmlumsal hem siyasi hem de ekonomik eşitlik ahlakın geldiği son nokta olmalıdır.

Bense iyi ahlakın temelinde mutlu bir aile(aile bireyleri birbirlerini dinsel bir kaygıdan dolayı sevmezler; söyle bakalım niye seveler))yaşantısı deneyiminin, herşeyi yerinde ve anında yaşıyarak bastırılmışlıktan ve aşırılıklardan uzak bir yaşantı gütme çabasının ve deneyiminin, anların ibriğinde geçen binlerce yılın sonucu olarak toplumun ve bireyin kimi değerlerde toplum-kamu-birey yararı görmesinin, ailedeki sevgi ve saygı olgusunun ulus genelinde büyük bir aile gerçeği ile kendisini göstermesinin(ki ileri noktası dünya yurttaşlığıdır; bencilliğin, açgözlülüğün, şiddetin dünyayı getirdiği yer ortada), kişilerin iyi şeyleri yapma ve kötü şeylerden kaçınma ve bu kavramları geliştirme noktasında kendini gerçekleştirme gereksinimin sonucunun yattığı gerçeğinin dayandığını söyleyebilirim. Ne oldu rengin soldu. :lol:

Sonuç olarak ahlakımızın ya da senin deyişinle dinsel olmayan ahlakın temelsiz oluşu koca bir yalandır, uydurmadır, iftiradır, cahillik ve kötü niyettir. Tam aksine dinsel ahlak dayatmacı, yapay ve keyfidir. Atatürk'ün de dediği gibi biz ilhamlarımızı gökten indiği sanılan kitaplardan değil yaşamın gerçeklerinden almış bulunmaktayız.
"Tarih bize öğretir ki, bütün dinler, milletlerinin cehaletinden faydalanarak, utanmaksızın Tanrı tarafından gönderildiklerini söyleyen adamlar tarafından tesis olunmuştur."
Kamal ATATÜRK

Kullanıcı avatarı
KRALMAS
Admin
Mesajlar: 945
Kayıt: 11 Ağu 2011, 21:44
Felsefe: Ateizm

Re: Türk Ateistlerine Kullanım Kılavuzu

Mesaj gönderen KRALMAS » 14 Ağu 2012, 01:08

Adamlara 11 yaşında çocukla birlikte olur musun diye soruyorum, bir tanesi laf olsun diye iğreniyorum dedi, diğeri ergenliğe girmişse normaldir demeye getirdi, sonra ikisi birden ergenliğin erken dönemde gelişebilmesini bahane etmeye başladılar. Sanki ergenliğe girmek, evlilik bağı kurup, hayatına yön vermeye karar vermek için yeterliymiş gibi. Bir diğer bahaneleride 18 yaş sınırının dayatma olduğu yönünde, halbu ki kendileride biliyor ki, 18 yaşına gelmiş bireyler bile bezen ayakları üstünde durabilecek, özgüvene ve kendi işlerini yürütecek bilgiye sahip olamayabiliyor. Her neyse bu sübyancı tayfasına laf yetiştirmekle daha fazla zaman harcamayacağım, ama inatla pedofili tanımı istedikleri için son kez bu başlığı getiriyorum.
Pedofili (Pedophilia ) nedir?

Halk arasında “sübyancılık” olarak bilinen pedofili (Pedophilia) bir hastalık türüdür. Bu hastalık DSM-IV-TR (Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı Gözden Geçirilmiş 4.Baskı) tanı ölçütlerine göre şu şekilde tanımlanmaktadır. Pedofili, en az 6 aylık bir süre boyunca, kişide ergenlik dönemine girmemiş bir çocukla ya da çocuklarla cinsel etkinlikte bulunma ile ilgili yoğun, cinsel yönden uyarıcı fantezilerinin, cinsel dürtülerinin ya da davranışlarının yineleyici bir biçimde ortaya çıkması olarak tanımlanmıştır.

DSM-IV-TR tanı ölçütlerine göre pedofili tanısı konabilmesi için kişinin en az 16 yaşında olması ve cinsel etkinlikte bulunduğu çocuklardan en az beş yaş daha büyük olması gerekmektedir. Kişinin, bu cinsel dürtülere göre davranmakta olması ya da bu kişinin cinsel dürtüleri ya da düşlemlerinin (fantezileri) belirgin bir sıkıntıya ya da kişilerarası sorunlara neden olması tanı için gereklidir(akt. Erdoğan, 2010).

Pedofili çeşitleri nelerdir?

Pedofili olguları şu şekilde sınıflandırılmaktadır: pedofilik bireyleri tercih ettiği yaş grubuna göre ergenlik (puberte) öncesi yaş grubu çocukları tercih edenler (pedofiller (pedophiles)) ve ergenlik sonrası yaş grubu çocukları tercih edenler (hebefiller (hebephiles)) olarak ikiye ayırmaktadır. Sadece çocuklara cinsel ilgisi olan olgular seçici pedofili (exclusive pedophile); hem çocuklara hem erişkinlere cinsel ilgisi olan olgular seçici olmayan pedofili (nonexclusive pedophile) olarak iki grupta incelenmektedir. Fiziksel olarak sadece olgunlaşmış çocukları tercih edenler (telofili-teleiophile) ve sadece bebekleri seçenler (infantophilia;infantfili) gibi alt gruplara ayrılmıştır.

ABD Adalet Bakanlığına bağlı çalışanlar karşılaştıkları pedofili hastalarının kendini savunma şekillerini şöyle özetliyorlar: inkâr ("çocuğu kucaklamak suç mu? " vb.), küçümseme ("sadece bir kez oldu," vb.), akla yatkın hale getirme ("erkek çocuklardan hoşlanan biriyim", "çocuk sapığı değilim" vb.), uydurma ("araştırma projesi için kullanıyorum" vb.), saldırma (çocuğa, polise, doktora vb.) (akt. Erdoğan, 2010).

Kaynak: http://bebekvecocuk.milliyet.com.tr/coc ... efault.htm

demirefe
Üye
Mesajlar: 28
Kayıt: 25 Eyl 2012, 18:39
Felsefe: Diğer

Re: Türk Ateistlerine Kullanım Kılavuzu

Mesaj gönderen demirefe » 02 Eki 2012, 20:20

İslam dinindeki en fecaat durumlardan biri, adet kanaması olan kız çocuğunun cinselliğe hazır olduğu şeklinde bir görüşte saplanıp kalmış olması. Cehalet çağlarında hadi bilemediler diyelim, ama bu çağda müslümanların bu ilkel ve cahilce görüşte ısrar etmeleri utanç verici, insanlık adına bir yüz karası!

Bunu allahın bir nişanı, alameti ve belirtisi sayıyorlar. Böyle bir şey elbette yok. Böyle her olayı allahın ayeti sanmak cahil dogmatizmin dibidir. Bu bataklıktan kurtulamayan bir insan üniversite de okusa, prof da olsa cahil kalmış olur. Her olayı allahın ayeti diye yorumlamak bir tür şizofrenidir. Bu kişilerin sağlıklı sanılması en büyük tehlikedir. Sanrılarla yaşayan bir insan asla normal ve sağlıklı olamaz.

Başlık konusuna geldiğimizde, "allaha inanılmayınca ne olacak, çok mu iyi olacak sanki" diye soran müslüman, şunu demiş olduğunun farkında bile değil: "Ya işte allah filan tabii ki yok da, var dersek insanları daha iyi uyutur, daha iyi korkutur, daha iyi sindirir ve daha iyi itaat ettiririz. Sömürmek, sövüşlemek, kandırmak, kazıklamak, hatta kendi çıkarın için başka kerizleri ölüme göndermek kolaylaşır. Allah yok dersek bütün bunları nasıl kolayca yaparız?"

Bir ailenin bile çocuklarını hocaya kuran kursuna göndermesinin, din dersi aldırmasının nedeni budur. Çocuk anaya babaya itaatkar olsun, isyankar olmasın!

Ateistleri yok sevgilisi terketti, yok çocukken kuran hocası dövdü, yok çocuğu öldü diye ateist olmakla suçlayan müslümanlara şunu söyleyeyim ki, psikopatinin baş nedeni dindir. Çocukluğundan beri adil, merhametli bir tanrı fikri empozesiyle büyüyen çocuk, hayatı tanıdığı zaman ve kazın ayağının hiç de öyle olmadığını anladığı zaman bunalıma giriyor. Ona çocukluktan saçma sapan din dogmaları ve hayali allah ezberletileceğine doğanın gerçekleri anlatılsa o bunalıma girmezdi.

İnsanlığın en büyük sorunu din dogmalarıdır. Bu bulaşıktan insanlık kültürünün bir an önce temizlenmesi ve fikri hür, vicdanı hür nesiller yetişmesi bir insanlık görevidir.

İnsanlığı tehdit eden iki dogma vardır: En tehlikelisi dinciliktir, ardından ırkçılık gelir. Fakat ırkçılık dinciliğin eline su bile dökemez. Çünkü insanları ebediyen birbirine düşman olacaklarına, aralarındaki düşmanlığın sonsuza kadar süreceğine inandırabilen tek fikir, dindir.

Din insanlık tarihinde insanlığın geliştirdiği en kötü fikirdir. Bundan kötüsü icat edilemedi...
"Rastlantının nedenleri vardır." Petronius

demirefe
Üye
Mesajlar: 28
Kayıt: 25 Eyl 2012, 18:39
Felsefe: Diğer

Re: Türk Ateistlerine Kullanım Kılavuzu

Mesaj gönderen demirefe » 03 Eki 2012, 07:20

Bu başlıkta görülen müslümanların bir diğer sıkıntısı, Kuran eleştirisi. Özetle "madem inanmıyorsunuz, neden eleştiriyorsunuz?" şeklinde özetlenebilecek müslüman rahatsızlığı...

Müslümanlar ateistlerin Kuranı çok iyi bilmesinden büyük rahatsızlık duyuyorlar. Çünkü kendileri Kuranı hiç bilmiyorlar. Dogmatik biçimde inanıyorlar. İçinde ne yazdığını bilmeden iyi şeyler yazdığına zihinlerini şartlandırıyorlar. Bu şartlanmışlık içinde tabii ki birileri çıkıp Kuran'ın insanlığa ve bilime aykırılıklarla dolu olduğunu kanıtladığında sancı başlıyor. "İslam ile niye uğraşıyorsunuz, başka işiniz gücünüz yok mu, ne alıp veremediğiniz, gidin ateizmle uğraşın" türü yakınmalar veryansın ediyor.

E ama bilader siz habire insanları allah ile kandırmakla, sövüşlemekle, sömürmekle uğraşıyorsunuz? İşiniz gücünüz insanları birer aptal, bilinçsiz inanır, kayıtsız şartsız sorgulamasız itaat eder birer robot yapmak? Siz habire bununla uğraşırken niye ateistler de insanları uyandırmak ve özgürleştirmek ile uğraşmasın?

Ateizm teizmin karşıtıdır. Teizm olmasa ateizm de olmazdı. Siz olduğunuz için biz varız. Siz Kuranı insanları kandırmak için kullandığınız için biz kuranı okuduk ve inanılacak bir kitap olmadığını gördük. Herkese de gösteriyoruz. O yüzden hiç yakınmayacaksınız. Bizi var eden sizsiniz. Sizin aldatma, sömürme, kandırma, uyutma taktikleriniz. Siz bunlardan vazgeçin, biz allahın kitabın adını bile anmayız. Sıfır yani, değil adını anmak, unutur gideriz, bir daha aklımızın ucundan geçmez. Bilimimize, sanatımıza, kültürümüze, insanlığın ilerlemesine bakarız. İnsanlık kültürüne bakarız.

Sizin çürümüş dogmalarınız bir hayalet gibi karanlık çağlardan elini uzatıp insanlığı bileğinden yakaladığı, ilerlemeye bırakmamak için çırpındığı için biz bu din dogması ile mücadele ediyoruz. Yoksa din ile tabii ki bir işimiz olmazdı, işimize bakardık. Ateizm antitezdir. Tez olmazsa antitezi de olmaz. Söz, siz din dogmasının karanlık bir insanlık düşmanı hayalet olduğunu anlayıp ondan vaz geçin, biz de o zaman artık ateist olmayacağız, vazgeçeceğiz.

Ateizmi yok etmek sizin elinizde. Bu fırsatı kaçırmayın...
"Rastlantının nedenleri vardır." Petronius

Bir Demet Sevgi
Üyeliği Sonlandırılmış
Mesajlar: 5
Kayıt: 02 May 2017, 00:43

Re: Türk Ateistlerine Kullanım Kılavuzu

Mesaj gönderen Bir Demet Sevgi » 22 May 2017, 06:39

Hiçbir program yazılımcısız olamaz, dünya nasıl kendi kendine olabilir?

Cevapla