Allah'ın bilmediği İslâm

Tüm dinlerin masaya yatırıldığı ve geniş kapsamda incelendiği bölüm. Dikkat! Bu bölüm dini inancınızı zedeleyebilir ve direncinizi kırabilir.
promete
Üye
Mesajlar: 53
Kayıt: 28 Mar 2012, 18:27
Felsefe: Agnostizm

Allah'ın bilmediği İslâm

Mesaj gönderen promete » 02 Ağu 2012, 20:53

İslâm dini, herkesin bildiği gibi Kuran, hadisler ve ulema fetvaları üzerine yapılanmış, 1400 yılı aşkın bir zaman içinde İslâmı kabul etmiş her toplumun, İslâmdan daha eski gelenekleri ile harmanlanmış bir tanrı-insan ortak yapımı dindir.

İslâm tanrı-insan ortak yapımı bir dindir.

Bu dinin neden bir tanrı-insan ortak yapımı din olduğunu söylüyoruz? Çünkü İslâm inançlısı birine öğretilen şudur ki; Kuran Allah'ın sözleridir ve bu sözlerin sonsuza kadar değişmeyeceği, onun özel olarak korunacağı yine Kuran'da Allah tarafından belirtilmiştir. İnanmayanlar için bunun hiç bir anlamı yoktur, ancak inançlı biri için bu tartışılması bile düşünülemeyecek kadar büyük bir gerçektir.

Ancak ortada bir sorun vardır (inançlılar için de). O da, Kuran'ın safi kendisinin, kendi emrettiği birçok şey karşısında bile eksik yanları olmasıdır. Örneğin Kuran; orucu emrederken, onun nasıl yerine getirileceğini açıkça anlatmıştır. Oysa namaz ve hac tapınmaları için ortada kocaman soru işaretleri vardır. Namaz ve hac tapınmalarının hangi koşul ve şekillerle yerine getirileceği belli değildir.

Bu durumda bu tapınmaların, Kuran tebliğ edildiği zamanlarda zaten yapılan ve bilinen bir tapınma türü olduğu ve bunu insanlara nasıl yapacaklarını anlatma zorunluluğu hissedilmediği anlaşılmaktadır.

Bakara Sûresi 197 . Ayet
Hac (ayları), bilinen aylardır. Kim o aylarda hacca başlarsa, artık ona hacda cinsel ilişki, günaha sapmak, kavga etmek yoktur. Siz ne hayır yaparsanız Allah onu bilir. (Ahiret için) azık toplayın. Kuşkusuz, azığın en hayırlısı takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma)dır. Ey akıl sahipleri, bana karşı gelmekten sakının.

Hac Sûresi 27 . Ayet
İnsanlar arasında haccı ilan et ki, gerek yaya olarak, gerek uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler.

Bakara Sûresi 43 . Ayet
Namazı kılın, zekatı verin. Rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin.

Bakara Sûresi 110 . Ayeti
Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin. Kendiniz için her ne iyilik işlemiş olursanız, Allah katında onu bulursunuz. Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızı görür.

Bakara Sûresi 125 . Ayeti
Hani, biz Kâbe’yi insanlara toplantı ve güven yeri kılmıştık. Siz de Makam-ı İbrahim’den kendinize bir namaz yeri edinin. İbrahim ve İsmail’e şöyle emretmiştik: “Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rukû ve secde edenler için evimi (Kâbe’yi) tertemiz tutun.”

Bu sureler, hacdan ve namazdan bilinen bir eylem olarak bahsetmektedir ve haccın nasıl yapılacağına dair -bugün uygulandığı şekil ve detayıyla- bir açıklama Kuran'da yoktur.

Eğer namaz ve hac tapınmalarının nasıl yapılacağı putperestler tarafından biliniyordu ise, o zaman bu tapınmaların putperest tapınması olduğunu söylemek de yanlış olmayacaktır. Bu noktada buna itiraz edecek ve o zaman da İslâmi tapınmaları yerine getiren Araplar olduğunu iddia edenler olacaktır ama eğer namazın ve haccın İslâmi tapınma olduğunu kabul edersek, zaten İslâm üzre olan bir ırka neden peygamber gönderildiği konusunda, yanıtsız kalacak soruları sormak gerekir. Zaten hac tapınmasının, Kâbe'deki 360 puta tapan farklı tanrılı Arap putperestlerinin toplu tapınması olduğu, namazın da putperest Arapların bir çoğunun tapınırken yaptıkları hareketlerden oluştuğu, bugün Hindistan'da güneşe tapanların güneşe karşı yaptıkları namas denen tapınmalarının müslümanların namazları ile çok benzer hareketlerden oluştuğu bilinmektedir. Başka inançlardan olan putperestlerin de namazı çok andıran tapınma biçimleri vardır.


Link: http://www.youtube.com/watch?v=ltvuekz6NCU


Link: http://www.youtube.com/watch?v=O_ly7H3E1OA

Bu farzların nasıl yapılacağı o günkü müslümanlar tarafından Kuran'dan öğrenilmeye ihtiyaç duyulmayan bir bilgi olsa da, aradan uzun zaman geçince bu konuda bazı tereddütlerin oluşması da kaçınılmazdır. Bu tereddütler yalnızca tapınma şekilleri ve usulleriyle ilgili değil, Kuran'da söz edilen ama yıllar ve çağlar içinde gelişen toplumsal ihtiyaçlar doğrultusunda detaylandırılması ve daha açık hale getirilmesi gereken türlü konularla da ilgilidir. Bunların içinde en ağırlıklı konu, kuşkusuz sosyal ilişkilerle ilgili olanlarıdır. Bu, miras hukukundan, ticaret hukukuna, hatta insanların mahrem ve özel hallerini din temellerine dayandırma arzularına kadar varır. Bu konularda zamanın gereklerini, Kuran'da olmayan ama bir kurala da bağlanması kaçınılmaz olan olgular olarak algılayan İslâm toplumları, bu konuda Kuran'ın yetersizliğini görmüş, kabul etmiş ve buna çare olarak peygamberin söz ve davranışları olduğu iddia edilen bir takım kuralları "dinsel kurallar" olarak hayata geçirmek zorunda kalmışlardır. Bu, ilerleyen zamanlarda peygamberin söz ve davranışları ile de yeterli tatmin seviyesine ulaşamadığından, peygamber yakınlarının, hatta o çağda ve çevrede yaşamış diğer insanların söz ve davranışları olarak kurallar kitabına girmiştir. Bunlara sünnetler ve hadisler denir.

Oysa yine hadislerin söylediğine göre; peygamber kendi sözlerinin yazılmasına ve islâmî kurallar gibi saklanıp değerlendirilmesine karşı çıkmıştır.

Aslında Kuran'ın bu kaçınılmaz yetersizliği karşısında hadis ve sünnet tedbirine başvurmak da kaçınılmazdır. Ancak Kuran, sonsuza kadar değişmeden korunmayı sadece Kuran ayetleri için garanti etmiştir. Yani 1400 yılı aşkın bir zamandır kulaktan kulağa, nesilden nesile aktarıla gelen ve peygamberin, peygamberin yakınlarının ve peygamber çevresinden insanların sözleri ve davranışları olduğu söylenen tevatürün doğruluğuna dair en ufak bir garanti ve kanıt dahi bulunmamaktadır. Sadece elenerek sahih olduğu ileri sürülen bazı hadisler vardır ki, bunların içinde de birbiri ile çelişen, hatta çağımızda ahlaka uygun bulunmadığından, sahih oldukları artık kabul edilmeyen çok sayıda hadis bulunmaktadır. Örneğin din adamları arasında güncel bir tartışma, peygamberin teravih namazını camide kılıp kılmadığı ile ilgilidir. Ancak dinsel uygulamalar ve dinsel kurallarla, gereklilikler -çaresizce- halen bu hadislere ve sünnetlere göre tespit edilmekte ve sürdülmektedir. Yüzlerce yıldır ve halen, ne peygamberi görmüş, ne Kuran'ın tebliğine şahit olmuş yüzbinlerce din adamı, ulema, şeyh, şıh, hazret, hacı, hoca, şeyhül İslâm, diyanet adamı, bu çelişkiler yumağını kendine göre yorumlayıp, kendi çağına uydurmaya, şartlara adapte etmeye, olmayan, Kuran'da açıklanmamış, hatta hiç değinilmemiş, düşünülmemiş, öngörülmemiş milyonlarca şarta uygun düşecek olan kuralları imâl edip durmaktadırlar.

İşte dinin oluşması ve sürdürülebilmesi için kaçınılmaz olarak Kuran'dan başka bir kaynak da gerekmektedir. Üstelik bu kaynak güvenilirlik bakımından hiç de iyi bir durumda değildir. Ancak başka çare de görülmemektedir. Hadisler ve sünnet kaynağı, böylece insan eliyle ve bir ihtiyacı karşılama zorunluluğundan dolayı bilinçli olarak devreye sokulmuştur ve her duruma ve çağa göre şekillendirilerek kullanılmaktadır.

Bunun yanısıra bir de her müslüman toplumların, İslâma kendi kattığı bazı kurallar ve değerler vardır. Bunlardan tamamıyla yerel olarak uygulananların yanısıra, hem Kuran'da, hem hadisler ve hem de sünnette yeri olmayan çeşitli uygulamalar da birer tapınma veya dinî kural niteliğinde tüm İslâm topluluklarınca benimsenmiş uygulamalar haline gelmiştir.

Örneğin nazar ve nazar boncuğu, eski şaman geleneklerinden süzülüp İslâma girmiş bir Anadolu geleneğidir. Keza kandil geceleri, bu gecelerde okunan Mevlit de Osmanlı'nın Anadolu İslâmına armağanıdır. Türbeleri ziyaret etmek, adak adamak, mum yakmak, ölünün yedinci, kırkıncı, elliikinci günlerinde Mevlit okutmak, kurşun döktürmek, yatağın sağından kalkmak, sağ ayakla başlamak... Bunlar yerel kalmış ancak dinsel birer kimlik de kazanmış geleneklerdir. Tüm İslâm dünyasına bu şekilde girmiş, ya Kuran'ın yorumlanmasındaki tahrifatlardan kaynaklanmış ya da İslâm coğrafyasını İslâmdan önce derinden ve şiddetle etkilemiş olan diğer dinlerden içselleştirilmiş onlarca uygulama ve gelenek vardır.

Bu tür gelenekler, kısıtlı bir coğrafyada değil de tüm bir İslâm coğrafyasında yerleştiğinden ötürü, dinî gereklilik yerine geçmiştir. Hatta bunlara uymayanlar müslüman bile sayılmayabilir, veya büyük günaha girdikleri kabul edilir, veya inancı eksik olarak kabul edilir.

Bunlardan en ünlü ikisi Kurban bayramında kurban kesmek ve erkeklerin sünnet edilmesidir.

Kurban kesmek İsl’am’da vardır. Tüm ilkel dinlerde ve onların devamı olan İslâm’da kurban son derece belirleyici ve dramatik bir özelliktir. Kurban çeşitli toplum ve onların kendi geliştirdikleri inanç yapılanmalarında türlü biçimlerde ve özelliklerde ola gelmiştir. Çeşitli hayvanların ve hatta insanların kurban kabul edildiği inançlar gelmiş, geçmiştir. Yine pagan dinlerin bir ürünü olan Hristiyanlıkta da “kurban” kavramı vardır fakat buradaki kurban, kesilerek kanı akıtılan değil, daha farklı bir kavram içinde varlık bulur. Bu, konumuz dışında olduğu için değinmiyorum.

İslâm’da kurban, kan akıtmak üzere tanrıya ithafen ve onun adı anılarak kesilen, özellikleri belirlenmiş bazı hayvanlardır. Kurban bayramı denen ve Hac tapınması zamanının ardından kutlanan bir süreçte insanların gereksinimlerine bakılmaksızın ifa edilen bir tapınmadır. Yani kurban, insanların gereksinimi için değil, “Allah emrettiği için” kesilir. Doğrudur, Allah, inanlılarına kurban kesmeyi emretmiştir. Ancak dinlerinin en önemli ve aslında tek kaynağı olan Kuran’ı okumayı ve anlamayı gereksiz bulan, bunun yerine kulağına söylenen ve ıvır zıvır hocanın şundan bundan devşirdiği hadislere ve “büyüklerin daha iyi bileceği” tembelliğine boğazına kadar batmış olan İslâm inanırları, Kurban Bayramı gelince dereler gibi kan akıtmaya, binlerce, onbinlerce, yüzbinlerce hayvanı gerekiz yere boğazlamaya başlarlar. Oysa tanrıları onlardan bunu istememiştir. Tanrıları, onlardan sadece Hac tapınmasından sonra kurban kesmelerini istemiştir.

Bakara 196, Maide 2, 95, 97, Hac 32, 33, 34, 36

Yani aslında Hac yerinde olmayan milyarlarca müslümanın kurban kesmesine gerek yoktur, çünkü bu yaptıkları bir tapınma değildir, farz değildir, hiçbir şey değildir. Sadece bir gelenektir. Yapana sevap, yapmayana günah yoktur. Çünkü Allah, olduğunu söylememiştir. Bu gelenek, yani Kurban Bayramında her yerde kurbanlar kesmek, Allah’ın gönderdiğine inanılan İslâm dinine ait değildir. İnsanlar tarafından dine ilave edilmiştir.

Erkeklerin sünnet edilmesine gelince. Bu gelenek de Yahudilere aittir ve Yahudi dinini çok önemli bir temel direğidir. Çünkü sünnet, bir Yahudinin tanrı katında Yahudi olduğunu kanıtlayacak en büyük nişanedir. Bunun da inanç temelli bir hikayesi vardır fakat konumuz değil.

Kuran’da bildiğimiz şekliyle, yani erkek cinsel organının sakatlanması anlamında bir sünnetten bahsedilmez. Aslında Kuran’da hiç bir sünnetten bahsedilmez. Sünnet kelimesi bile geçmez. Sadece yine insan aktarması hadislerden bazılarında peygamberin sünnetli doğmuş olduğu rivayet edilir ki, bunun ne bir kanıtı, ne de güvenilir bir kaynağı vardır. Hiçbir sahabenin sünnet olduğundan da bahis yoktur. Örneğin peygamber öldükten sonra onun halifeliğini yapan ve yaşamı boyunca daima yanında olmuş, beraber yemiş içmiş arkadaşları Ebubekir’in, Ömer’in, Osman’ın ve Ali’nin sünnet olduğuna dair hiçbir tevatür dahi bulunmamaktadır.

Durum böyle olunca, şu bildiğimiz, olmazsa olmaz, her erkek çocuğunun kötü kaderi, babası tarafından törenle sakat bırakılma işinin İslâm’da ne işi vardır? (sünnetin sanıldığının aksine yararlı değil, sakat bırakan bir işlem olduğu tıbben kabul edilmektedir. Ancak bu da konu dışı olduğu için değinmeyeceğim). Bu Allah emri değildir. Kuran’da yoktur. Hadislerde bile yoktur. Ancak hayatımızda vardır. Sünnetsiz bir erkek müslüman bile sayılmaz, bir şekilde askere gittiğinde sünnetsizse, gayrı müslüm de değilse, komutanları onun sünnet edilmesi için “Allah rızasına” çalışır, çabalarlar.

İşte, bu birkaç örnek eminim okurken aklınıza gelmiş olan nicesiyle çoğaltılabilir, çeşitlendirilebilir. Bunlar, İslâm tanrısı Allah’ın Kuran’da emrettiği gereklilikler değil, insan eliyle İslâm dinine sokulmuş uygulamalardır.

Bu nedenledir ki İslâm’a tanrı-insan ortak yapımı din diyoruz. Bu nedenledir ki, Kuran’da yazanların dışında ama din diye uygulanan böyle binlerce kural ve geleneğe de, “Allah’ın bilmediği İslâm” diyoruz.

Elbette bunların tümü müslümanların problemidir. Ancak bu müslümanların problemi olan onca şey, müslümanların eliyle, İslâm’a inanmayanların problemi yapıldığından konuşmak, düşünmek, kafa yormak ve eleştirmek de bizlere düşüyor. Müslümanlar kendi hallerini eleştirecek ahlak yapısına ve cesarete kavuştukları gün, zaten hem kendilerine hem de dünyaya barış ve huzuru da getirmiş olacaklar. Kimse onlar adına düşünmek zorunda kalmayacak, onlar da kimseyi Allah adına öldürmek zorunda kalmayacaklar.

O hayali cihan değen güzel günler hatırına; AMİN!
En son KRALMAS tarafından 03 Ağu 2012, 01:40 tarihinde düzenlendi, toplamda 2 kere düzenlendi.
Sebep: videolar eklendi. konu sabitlendi.

promete
Üye
Mesajlar: 53
Kayıt: 28 Mar 2012, 18:27
Felsefe: Agnostizm

Re: Allah'ın bilmediği İslâm

Mesaj gönderen promete » 02 Ağu 2012, 22:12

Namaz tapınmasının diğer dinlerdeki şekliyle ilgili videoları yeni buldum. Yazıyı düzenleme zamanını geçirmişim, yazının ilgili yerine de koyamadım. Linkleri aşağıda.

NAMAS:

http://www.youtube.com/watch?v=ltvuekz6 ... e=youtu.be
http://www.youtube.com/watch?v=O_ly7H3E ... e=youtu.be

Videonun kendisini eklemeyi başaramadım. Bir arkadaş el atsa müteşekkir kalırım.

kemalistcan
Admin
Mesajlar: 1058
Kayıt: 12 Ağu 2011, 22:34

Re: Allah'ın bilmediği İslâm

Mesaj gönderen kemalistcan » 02 Ağu 2012, 23:16

Duana katımamak olanaksız; hayal bile olsa güzel. Ama Einstein, Hayaller bilimden önemlidir, demişti.

Eline, emeğine, aklına, yüreğine sağlık kardeşim. Forumumuz kapandığından beri bu tür araştırma-inceleme yazılarına özlem duyar olmuştu. İnanıyorum kalemi sağlam birçok arkadaşımız var ama facebook polemiklerinden kurtulup buralara gelemiyorlar. Kimileri de artık adam sendeci olmuş.

Senin yazına gelecek olursak: Çok sağlam bir noktaya değinmişsin. Dananın kuyruğu ha koptu ha kopacak. Diyanetin kendisi bugünkü kuranı kutsal emanetlerdeki kuranla karşılaştırdı ve istemeye istemeye de olsa kelime düzeyinde değişikliklerin olduğunu onayladı. Ama asıl bomba emeviler dönemine ait bir kuran da çıktı; çünkü silinmiş bir metnin üzerine yazılmıştı. Silinmiş metin incelendiğinde süryanice olduğu, ilkel bir abece ile yazıldığı ve anlamlar açısından iki metin arasında ayrılıklar olduğu gibi birbirinden bağımsız metinlerin de geçtiği belirtildi.

Bunları görmeyelim senin dediğine gelelim. Dediğin çok doğru: "Tanrı" ve insan ortak yapımı. Hadisler konusunda nasıl kuşku duymayabiliriz ki; hangi nedenle? Dediğin gibi hadis yazımı(ki o zaman hiçbir yazamıyacak, kuranı bir kitapta toplayamıyacak kadar ilkeldiler)Muhammet'in zamanında ve sonraki yakın dönemlerde yasaktı. Yani aradan büyük zamanlar geçiyor. Dıydıyın dıydıyıyla rivayetler aktarılıyor felan peşmekan. Ya sonrada iştihatlar, fetvalar gırla... Temelde ikiye(şii-sünnü)ayrılıp, onlarda kendi aralarında ayrılıyorlar(sünnülerinin ki temelde dörde ayrılıyor, şiilerinin de hayli var). Şiiler sünnüleri müslümandan saymıyor ehlibeyte uymadıkları için, sünnülerse kendilerininkini hak mezhepler olarak görüyorlar diğerlerini dışlıyorlar. Dallanıp budaklanmalar bitmiyor da bitmiyor; yüzlerce cemaat, binlerce tarikat var. İşte bunların hepsi senin vermeye çalıştığın şeyden ötürü.

Sevgiler, saygılar, esenlikler...
"Tarih bize öğretir ki, bütün dinler, milletlerinin cehaletinden faydalanarak, utanmaksızın Tanrı tarafından gönderildiklerini söyleyen adamlar tarafından tesis olunmuştur."
Kamal ATATÜRK

promete
Üye
Mesajlar: 53
Kayıt: 28 Mar 2012, 18:27
Felsefe: Agnostizm

Re: Allah'ın bilmediği İslâm

Mesaj gönderen promete » 02 Ağu 2012, 23:49

KRALMAS, zahmet oldu. Videoları yazının ilgili yerine koyduğun için çok teşekkür ederim.

kemalistcan, elbette bizler biliyoruz ki Kuran, bir insan eseridir. Tüm çelişkileriyle, tutarsızlıklarıyla, ilkellikleriyle, bilimsellikten uzak ve cahilce saptamalarıyla, hatta matematik hatalarıyla onu bir tanrıya mal etmek, -eğer varsa- o tanrıya hakarettir. Ben yazımda Kuran'ı müslümanların kabul ettiği gibi bir tanrı eseriymiş gibi kabul etmeyi uygun buldum. Çünkü müslümanlara bir şeyi anlatmak için, onların esas kabullerini yadsımadan hareket etmeliyiz. Kuran'ın insan eseri olduğunu baştan argüman olarak ortaya koyarsak, o zaman konuşacak en ufak bir konumuz bile olamaz.

İslâmdaki ve onun günümüzde aldığı halin tuhaflığını, tanrı buyruğu bir din olmaktan çok insan katkısı abarmış bir bulamaç olduğunu en naif şekilde böyle anlatabileceğimi düşündüm. Müslümanların tanrısı Allah'ı kabul etsek de, Kuran'ı onun indirdiğini onaylasak da, ortada İslâm adında bir bulamaç var ki, onun tanrı buyruğu bir din olduğunu söylemek için gerçekten kör, sağır ve düşünmez olmak gerekiyor.

Nazik iltifatların için teşekkürler.

Kullanıcı avatarı
KRALMAS
Admin
Mesajlar: 928
Kayıt: 11 Ağu 2011, 21:44
Felsefe: Ateizm

Re: Allah'ın bilmediği İslâm

Mesaj gönderen KRALMAS » 03 Ağu 2012, 01:42

promete yazdı:KRALMAS, zahmet oldu. Videoları yazının ilgili yerine koyduğun için çok teşekkür ederim.
Asıl platforma kazandırdığınız, emek verildiği açıkça belli olan bu yazı için ben teşekkür ederim. Yazıyı henüz okumayı bitirdim, sabitliyorum.

Kullanıcı avatarı
KRALMAS
Admin
Mesajlar: 928
Kayıt: 11 Ağu 2011, 21:44
Felsefe: Ateizm

Re: Allah'ın bilmediği İslâm

Mesaj gönderen KRALMAS » 28 Nis 2014, 15:03

Forum kuralları gereği, konuyla ilgisiz iletiler, bodrum katına taşınmıştır. Taşınan mesajları aşağıda ki linkte bulabilirsiniz.

Allah'ın bilmediği İslâm [İlgisiz İletiler]
viewtopic.php?f=1&t=657

forsa

Re: Allah'ın bilmediği İslâm

Mesaj gönderen forsa » 02 Mar 2015, 14:46

promete yazdı:KRALMAS, zahmet oldu. Videoları yazının ilgili yerine koyduğun için çok teşekkür ederim.

kemalistcan, elbette bizler biliyoruz ki Kuran, bir insan eseridir. Tüm çelişkileriyle, tutarsızlıklarıyla, ilkellikleriyle, bilimsellikten uzak ve cahilce saptamalarıyla, hatta matematik hatalarıyla onu bir tanrıya mal etmek, -eğer varsa- o tanrıya hakarettir. Ben yazımda Kuran'ı müslümanların kabul ettiği gibi bir tanrı eseriymiş gibi kabul etmeyi uygun buldum. Çünkü müslümanlara bir şeyi anlatmak için, onların esas kabullerini yadsımadan hareket etmeliyiz. Kuran'ın insan eseri olduğunu baştan argüman olarak ortaya koyarsak, o zaman konuşacak en ufak bir konumuz bile olamaz.

İslâmdaki ve onun günümüzde aldığı halin tuhaflığını, tanrı buyruğu bir din olmaktan çok insan katkısı abarmış bir bulamaç olduğunu en naif şekilde böyle anlatabileceğimi düşündüm. Müslümanların tanrısı Allah'ı kabul etsek de, Kuran'ı onun indirdiğini onaylasak da, ortada İslâm adında bir bulamaç var ki, onun tanrı buyruğu bir din olduğunu söylemek için gerçekten kör, sağır ve düşünmez olmak gerekiyor.

Nazik iltifatların için teşekkürler.
kur an insan eseri ise sizin müslüman olmanız lazım!..

Kullanıcı avatarı
Q_continuum
Admin
Mesajlar: 588
Kayıt: 16 Ağu 2011, 10:03
Felsefe: Ateizm

Re: Allah'ın bilmediği İslâm

Mesaj gönderen Q_continuum » 02 Mar 2015, 15:17

forsa yazdı:
promete yazdı:KRALMAS, zahmet oldu. Videoları yazının ilgili yerine koyduğun için çok teşekkür ederim.

kemalistcan, elbette bizler biliyoruz ki Kuran, bir insan eseridir. Tüm çelişkileriyle, tutarsızlıklarıyla, ilkellikleriyle, bilimsellikten uzak ve cahilce saptamalarıyla, hatta matematik hatalarıyla onu bir tanrıya mal etmek, -eğer varsa- o tanrıya hakarettir. Ben yazımda Kuran'ı müslümanların kabul ettiği gibi bir tanrı eseriymiş gibi kabul etmeyi uygun buldum. Çünkü müslümanlara bir şeyi anlatmak için, onların esas kabullerini yadsımadan hareket etmeliyiz. Kuran'ın insan eseri olduğunu baştan argüman olarak ortaya koyarsak, o zaman konuşacak en ufak bir konumuz bile olamaz.

İslâmdaki ve onun günümüzde aldığı halin tuhaflığını, tanrı buyruğu bir din olmaktan çok insan katkısı abarmış bir bulamaç olduğunu en naif şekilde böyle anlatabileceğimi düşündüm. Müslümanların tanrısı Allah'ı kabul etsek de, Kuran'ı onun indirdiğini onaylasak da, ortada İslâm adında bir bulamaç var ki, onun tanrı buyruğu bir din olduğunu söylemek için gerçekten kör, sağır ve düşünmez olmak gerekiyor.

Nazik iltifatların için teşekkürler.
kur an insan eseri ise sizin müslüman olmanız lazım!..
Nasıl birmoronsan?!!!! Ulan dangalak, yalan olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış bir kitabın dinine NİÇİN inanmamız gerektiğini söyler misin? Kaç yaşındasın sen arkadaş? Buradan 11 yaşında her türlü ezikliğinin doruğunda bir zavallı gibisin!!!
"Bağnazın zihni gözbebeği gibidir. İçine ne kadar çok ışık tuttarsanız o kadar çok daralır", Oliver Wendell Holmes, [1841-1935].

forsa

Re: Allah'ın bilmediği İslâm

Mesaj gönderen forsa » 03 Mar 2015, 11:11

yalan olduğu bilimsel olarak isbatlanmış mı????....
göster isbatını da biz de inanmayalım!.....

Kullanıcı avatarı
Q_continuum
Admin
Mesajlar: 588
Kayıt: 16 Ağu 2011, 10:03
Felsefe: Ateizm

Re: Allah'ın bilmediği İslâm

Mesaj gönderen Q_continuum » 03 Mar 2015, 15:57

forsa yazdı:yalan olduğu bilimsel olarak isbatlanmış mı????....
göster isbatını da biz de inanmayalım!.....
Seç mucize diye sandığın herhangi bir yerini. Ama bilimsel ıspatı anlayacak kapasiten var mı? Bak cehaletin elden gidebilir!!!
"Bağnazın zihni gözbebeği gibidir. İçine ne kadar çok ışık tuttarsanız o kadar çok daralır", Oliver Wendell Holmes, [1841-1935].

Cevapla

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Bing [Bot] ve 2 misafir