Neden İnanırlar

Tüm dinlerin masaya yatırıldığı ve geniş kapsamda incelendiği bölüm. Dikkat! Bu bölüm dini inancınızı zedeleyebilir ve direncinizi kırabilir.
Kullanıcı avatarı
pergel
Admin
Mesajlar: 65
Kayıt: 23 Şub 2012, 14:40

Neden İnanırlar

Mesaj gönderen pergel » 11 Eyl 2014, 19:34

Sosyal ve psikolojik değerlendirmeler üzerinden çıkarsanan –mantıksal- bir inanç analizi

İnsanlar neden inanırlar?

Bunun bir çok nedeni vardır elbette. Bu nedenlerden sadece bir tanesi bile “inanmaya” yeterliyken, bir çoğunun birden tercih edilmesi, insanları içinden çıkılmaz bir inanç girdabının çekim alanına sürükleyip, hayatlarını orada çok küçük bir oranda “özgürce” yaşayarak tüketmeye hem mecbur, hem de gönüllü kılmaktadır.

İnsanlar, inanmak kolay olduğu için inanırlar (kozmik kolaycılık):


İnanmak, en kolay sonuçtur. Hayatta her bir eylem, her bir soru, her bir durum, her bir sorun için bir sonuç gerekir. En kolay sonuç, bireyin kendi çabası ve emeği ile bulup ulaştığı değil, ona sunulan sonuçtur. Yani herhangi bir sonuca ve son karara varmak için yıllarını vermek, araştırmak, engellerle savaşmak, deneyler yapmak, tecrübeler yaşamak, mücadeleler vermek, eğitim görmek, çalışmak, çabalamak hiç de kolay bir iş değildir. Oysa bütün bunların yerine, “sonuç” birileri tarafından hazırca sunulsa, elbette tüm bu uğraşlar karşısında tercihen kabul görecektir. Bu kolaycılığa ve hazırcılığa “hayır” diyecek insanoğlu çok azdır.

Ölümlü bir varlık olduğunun bilincinde olan insan, her zaman kafasını kurcalayan, cevabını kimi zaman bulduğunu düşünse de, bulmuş olduğu cevap hoşuna gitmeyen, işine gelmeyen, korkularını yatıştırmayan, tersine korkularını büyüten bu sonuçlar karşısında kendisini çaresiz ve korunmasız hissetmiştir. İnsan; “yaşam nedir”, “yaşamın amacı var mıdır, varsa nedir, yoksa nasıl olur da amacı, anlamı olmaz”, “ölüm nedir”, “ölmek yok olmak mıdır”, “yok olmak nasıl olur, nasıl kabul edilebilir”, “dünyada varsam, amacı nedir, amacı var mıdır”, “amacı yoksa, benim değerim nedir” gibi ezeli sorularla boğuşmuş durmuştur. Bu soruların birden çok cevabı olduğu, her cevabın da yeni bir çok soruya kapı açtığı gerçeği, binlerce yıldır insanların en büyük uğraşları, filozofların ise en popüler ve eğlenceli gezinti alanları ola gelmiştir.

İnsanların “var olmak” ile ilişkili bu hayati soruları, binlerce yıldır ne somut bir sonuca ulaşmış, ne de tatmin edici (insanları memnun edecek) bir cevap bulunabilmiştir. Bu sorular insanları oldum olası korkutmuş, huzursuz etmiş, acılı, şüpheli, huzursuz aramalara ve düşüncelere sevkederek hayatlarının “olması lazım gelen” o izafi anlamını bir türlü tatmin edici şekilde önlerine serememiştir.

İşte inanç, bu çok önemli ve sancılı durumu kökünden, tamamen ve sonsuza kadar çözmenin tek pratik ve etkili yolu olarak insanlığın önüne serilmiş, hizmetine(!) sunulmuştur.

İnsanlar, ölümlü, düşünebilen bir canlı olarak kaçınılmaz bir şekilde akıllarına çakılan soruları, ölümlü olmanın korkunç gerçeğinden kaçabilmenin çaresini, “yok olmak” kavramından, “sonsuz ve ölümsüz olmak” mertebesine ulaşmanın yolunu, araştırarak ve düşünerek değil, ama “inanarak” çözmüşlerdir.

Dinler, bu inancın temel kaynaklarıdır ve sürdürülüş amaçları olmasa da, çıkış amaçları, insanların bulamadıkları cevapları, daha doğrusu istediği cevaba ulaşamadıkları durumları, tam da isteklerini karşılayacak şekle büründürmek için bir yöntem sunmaktır.

Dinlerin öğretileri sadece inanç üzerine temellidir. Asla kanıt, ispat ve şahit olmadan, doğruluğu hiç bir yöntemle sınanmadan ve sorulmadan, sunduğu çözümlere sadece inanma yöntemiyle, her türlü soruya cevap ve her türlü soruna bir karşılık sunma garantisi verirler.

İşte, dünyanın en zor soru ve sorunlarına, en kolay cevap ve çözümler “inanmak” yoluyla insanlara sunulur. Bu teklif karşılığında insanların büyük çoğunluğunun tepkisi, kabul etmek ve inanmak şeklinde olur. Çünkü insanlar gerçek olup olmadığına bakmadan, kolay olan ve en uygun görünen çözümü sunan tekliflere her zaman rağbet ederler.

Bir zamanlar (80’li yılların başı) yıllık %120 faiz vaatleri ile insanların varlıklarını çalıp çırpan, kendi elleriyle ve rızalarıyla getirip teslim etmelerini sağlayan “bankerler furyası” da bu kurala göre işlemiş ve sonuçta insanların felaketine neden olmuş, yaşanmış çok güzel bir örnektir. İnsanlar kendilerine sunulan teklifin gerçekliğini, olabilirliğini hiç düşünmeden, hatta birbirlerini heveslendirerek, altınlarını, evlerini, tüm varlıklarını satarak bankerlere teslim etmişler, ve tüm varlıklarını kaybetmişlerdir. Çünkü onlara sunulan kolay ve hızlı zengin olma çözümüne inanmışlardı. Çünkü çözüm gerçekçi değildi ama inanması kolay, güzel, rahatlatıcı ve ümit vericiydi. Gerçekçiliği hiç sorgulamadılar, gerçeği hiç soruşturmadılar, çalışmayı, çabalamayı, didinerek kazanmayı, bu yolun zorluklarını kolayca terkederek, en kolayını yani sadece “inanmayı” tercih ettiler.

Yani, kozmik kolaycılığı tercih ettiler. Bu kolaycılığın adının “kozmik” olmasının nedeni, evrensel niteliğe sahip olacak kadar sınırsız sayıdaki koşul, ortam ve konuda, aynı eğilimin insanların genelinde gözlemlenmesi ve neredeyse evrensel bir ortak nitelik özelliği taşımasıdır.

Devamı var...

Kullanıcı avatarı
pergel
Admin
Mesajlar: 65
Kayıt: 23 Şub 2012, 14:40

Re: Neden İnanırlar

Mesaj gönderen pergel » 11 Eyl 2014, 19:42

İnsanlar, sorularına buldukları yanıtlardan memnun olmadıkları için, memnun olacakları yanıtlara inanırlar:

Ölümlü bir canlı olarak ve varlığını her koşulda sürdürme içgüdüsüyle bağımlı bir varlık olarak, insanlar cevabını bulmak zorunda hissettikleri sorulara bir çok cevap da üretmişlerdir elbette. Soruyu üreten, bir de cevap üretmek zorundadır ne de olsa.

“Dünyaya neden geldim”, ya da “varlığımın amacı nedir” gibi sorulara, düşünerek ve tüm somut verileri değerlendirerek vereceği cevap; “dünyaya gelmemin nedeni, diğer tüm canlıların olduğu gibi, üreme içgüdüsü nedeniyle bir erkek ve bir dişi canlının çiftleşmesidir”, ya da “varlığımın neden bir amacı olsun ki, bu doğal bir eylemin doğal bir sonucu sadece...” gibi bir şeyler olursa, elbette yaşama, var olma bilincine sahip ve bu düzeyde zeka ve ego sahibi bir canlı için hiç de tatmin edici, memnuniyet verici olmayacaktır.

Bunların yerine; “dünyaya, beni en üstün varlık olarak yaratan bir tanrının lütfu ile ‘en üstün varlık’ olarak geldim ve varlığımın amacı, o tanrıya iyi bir kul olup, sonsuz yaşam ve ödüle kavuşmaktır” diye bir cevap verse, duyacağı memnuniyeti ve tatmin duygusunu tahmin etmeye bile çalışmak gerekmez.

İşte insanlar, cevaplarını asla istedikleri şekilde veremeyecekleri soruların, istedikleri gibi yanıtları olduğuna “inanmaktan” daha güzel ve kolay bir yöntem daha bulamazlar. Bu nedenle bu yanıtlara “inanmak” kaçınılmaz bir seçenek (neredeyse tek seçenek) olur.

Devamı var...

Kullanıcı avatarı
pergel
Admin
Mesajlar: 65
Kayıt: 23 Şub 2012, 14:40

Re: Neden İnanırlar

Mesaj gönderen pergel » 11 Eyl 2014, 19:45

Çevre baskısından kurtulmak ya da çoğunluğun bir parçası olabilmek için inanırlar:

İnsanlar için “beğenilmek”, “bir topluluğun parçası olabilmek”, “toplum tarafından kabul edilmek”, “saygı görmek”, “sevilmek”, vaz geçilemeyecek değerlerdir. Toplum tarafından dışlanmak, yalnızlaştırılmak, eleştirilmek, insanların doğal yapıları gereği son derece olumsuz koşullardır. Çünkü insan, sosyal bir varlıktır ve toplum içinde, toplum tarafından kabul edilmesi koşuluyla varlığını sürdürebilir.

Toplumsal yapı taşları olan gelenekler, görenekler, edep ve adap kuralları, görgü kuralları, çeşitli toplumsal birimlerin ve bu birimler içinde sürdürülen ilişkilerin yazılı olmayan yasaları, hep toplumsal yaşamın ve o toplumda kabul görmenin kıstaslarıdır. Bu kıstaslar içinde elbette inançlar da yer alır. Bir toplumun çoğunluğunun ya da o toplumun daha küçük topluluklarının sahip olduğu inançlar, topluluk üyelerini bağlayıcı en önemli unsurlardan biridir.

Bir toplumun dini inancı, o toplumdaki herkesin uyması ve inanması beklenen önemli bir değer yargısıdır. Toplumsal yapı küçüldükçe, dini inancı da mezheplere ve tarikatlara kadar küçülterek o ölçekte değerlendirmek mümkündür. İnanç konusunda ölçeğin bir önemi yoktur. Milyarlara yönelik bir inanç kıstası ile, 5-10 kişinin inandığı bir kıstasın, bireyler üzerindeki etkisi ve yaptırımı değişmez.

İnsanlar, içinde yaşadıkları ve bir üyesi olmayı istedikleri toplumun inanç yargılarına uymak ve katılmak zorundadır. Böylece o toplumda inanç temelli herhangi bir sorunla karşılaşmadan, bu konuda karşısına herhangi bir sorun çıkmadan yaşayabilir ve yaşamı paylaşabilir. Bunun dışına çıkmak, inanç birliğine zarar verir ve toplum tarafından kabul görmediği gibi, cezalandırılır da. Bu nedenle bireyin içinde yaşadığı topluluğun inancına uyum göstermesi, aynı inancı paylaşması toplumsal varlığı ve yaşamı açısından hayati önemdedir.

Örneğin içinde bulunduğu toplumun dini inançlarına uyum göstermeyen biri en hafifinden eleştirilerle karşılaşabileceği gibi, toplumdan dışlanma, hatta dini inancın şiddet eğilimine bağlı olarak, öldürülme yaptırımıyla bile karşılaşabilir. Siyasi gruplar için de benzer durumlar geçerlidir. Bir siyasi topluluğun politik inançlarına (politik hedefleri inanca dayalıysa) aykırı fikir sahibi bir kişi, o toplulukta yer bulamayacak, kabul görmeyecek ve eleştirilerek uzaklaştırılacaktır.

Devamı var...

Kullanıcı avatarı
pergel
Admin
Mesajlar: 65
Kayıt: 23 Şub 2012, 14:40

Re: Neden İnanırlar

Mesaj gönderen pergel » 11 Eyl 2014, 19:49

Toplumdaki her ferdin beyni, kendinden öncekiler tarafından inanmaya yönelik olarak yıkandığı için inanırlar:

Bir topluma yeni doğan her fert, o toplumun gelenekleri, eğitim sistemi ve inançlarıyla karşılanır ve tüm yaşamını yönetecek olan temel kuralları ve dogmaları adeta enjeksiyon gibi benliğine alır. Bundan kaçınamaz, en azından kişisel olgunluğunu kazanana kadar aksi yönde bir şansı dahi asla olmaz. Böyle bir şansı elde edebilirse, bunu değerlendirebilmesi ya da değerlendirmek isteyip istememesi de ayrı bir süzgeç merhalesidir.

İnsanlar genellikle “kozmik kolaycılığı” birincil seçenek olarak tercih ettiklerinden, toplumsal “hazır lokmalara” da eğilimlidirler. Her inanır, büyüklerinden bazı hikayeler dinlemiş ve bazı inançsal uygulamalar görmüştür. Örneğin müslüman çocuklar, Kurban bayramlarında hayvan boğazlandığını, Ramazan ayında gün boyu aç ve susuz durulduğunu, günlük döngülerde ya da bayramlarda namaz kılındığını, anlaşılmayan Arapça dilinde okunan Kuran ayetlerini dinlerken ruhsal bir zevk alındığını, bunlara benzer sayısız davranış, söylem ve ritüelleri yapmayı, kendisinden önceki nesillerden öğrenirler. Bunların neden yapıldığını, pratik faydalarının ne olduğunu, yapılmadığı takdirde olası sonuçları ve nedenlerini sorgulamayı bir an düşünseler bile bunun yasak, günah, kötü, affedilmez, korkunç, felaket sonuçları olan bir şey olduğunu düşünerek bundan vaz geçerler ve “elbet büyüklerin bildiği bir şey vardır” ya da “babam böyle yaptığına göre, elbet bir bildiği vardır” kalıp cümlelerini beyinlerinde oluştururlar. Bunu imanlı her fert bilir. Bu cümleleri ya da benzerlerini aklından geçirmemiş, kalbinde hissetmemiş hiç bir inançlı kimse yoktur.

Oysa bilmez! Oysa bilmelidir ki; babası da aynı cümleyi kurmuştur ve kendi babasının “elbet bir bildiği” olduğunu düşündüğü için babasından gördüklerini taklit etmektedir. Yani aslında kendi babasının da bildiği bir şey yoktur!

Herkes, babasının bir bildiği olduğunu düşündüğü için kurban kesmekte, bayramda namaz kılmakta, babasından gördüğü biçimde oruç tutmaktadır. Bu yaptıklarının gerçek anlamını ve sosyolojik yararını, toplum yaşamındaki yerini asla gerçek anlamda irdelememiş, araştırmamış, düşünmemiş, hatta aklının kenarına gelir gibi olmuşsa bile tövbe istiğfar edip aklından atıp gitmiştir.

İnanan insanın beyni, kaçınılmaz olarak içine doğduğu toplumun gelenek ve inançları doğrultusunda yıkanır.

Devamı var...

Kullanıcı avatarı
pergel
Admin
Mesajlar: 65
Kayıt: 23 Şub 2012, 14:40

Re: Neden İnanırlar

Mesaj gönderen pergel » 11 Eyl 2014, 20:21

İnsanlar, yaşamın zorluklarından ve maddi sıkıntılardan kurtulmanın kolay yolu, kendilerine inanç aracılığıyla sunulduğu için veya çaresiz oldukları ve çaresizlikten kurtulma yolunu bulamadıkları, ya da çaresizlikleri için bir teselli aradıkları için inanırlar.

İnsanlar, yaşamları süresince çok büyük niceliklerde sıkıntılı anlar, problemler, açmazlar, ikilemler, çaresizlikler, umutsuzluklar ve her türlü olumsuz duygu ve olaylarla karşı karşıya kalırlar. Bunların değil hepsi birden, bazen bir tanesi bile insanın o sıkıntıdan kurtulmak uğruna yaşamından vaz geçebileceği radikal kararları almasına neden olabilecek kadar ağır ve travmatik olabilir. Çağdaş insanlar bu sıkıntıları belki öncekilerden daha fazla hissetmektedirler. Teknoloji her zaman hayatı kolaylaştırıcı bir unsur gibi görülmeye çalışılsa da, aslında derinlemesine irdelendiğinde; hayatı son derece karmaşıklaştırdığı, zamanı kısıtladığı ve kararları bıçak sırtı kadar dar bir alanda, keskince, çabukça ve hatasızca alma zorunluluğunu doğurduğu bir gerçektir. Bu da insanları, doğal stres seviyelerinin çok üzerinde bir etkiyi karşılamak zorunda bırakmaktadır.

İnsanlar ilk çağlardan, hatta daha öncelerinden beri baş edemedikleri dünyevi problemlerden kurtulmalarını sağlayacak bir yöntem arayagelmişlerdir. Böyle bir yöntem bugüne kadar bulunmuş değildir. Bundan sonra da bu anlamda bir yöntem asla olacak değildir. Ancak, hem geçmişteki, hem de bugünün süper problemleriyle boğuşan insanlar için, sorunları çözmeyen ama çözülmüş ya da çözülecekmiş gibi gösteren bir yöntem vardır: Dinî inanç!

Din, insanlara hiçbir şey için gerçek çözümler sunmaz veya çözüm olduğunu söylediği iddiaları için kanıt göstermez ama bunlara inanmayı kurtuluşun tek şartı ve çaresi olarak gösterir. Bu son derece akıl dışı, basit ama bir yandan da gerçekçi bir fenomendir. Evet, belli davranışları ve kelimeleri kutsal bir çerçeveye sarmalayarak tekrar etmek ve bunları yapınca belli sıkıntıların kalkacağını veya o sıkıntıları göğüslemenin anlam kazanacağını düşünmek ve buna inanmak, o sıkıntıları ortadan kaldırmaz ama sıkıntılara yine “olmayan” anlamlar katarak, katlanılmalarını kolaylaştırabilir. Dinin en büyük “numarası” buradadır. İnsanlara gerçekte hiç bir şey vermez ama insanlar inanmak yoluyla bir çok kazanımları olduğunu zan ve kabul ederler.

Kimi iş yerindeki müdürle olan problemlerini onun yüzüne belli duaları okuyup çaktırmadan üfleyerek halledebileceğine inanır. Bunu yaptığında sorun kendiliğinden nasıl bir gelişme gösterirse göstersin, inancına uygun bir çareye baş vurduğu için en azından huzur ve gelecekte işlerin düzeleceğine dair umut duyar. Kimisi de kendisine haksızlık yaptığını düşündüğü ama hiç bir şekilde güç yetiremediği birini öbür dünyadaki hesaba havale ederek, çaresizce katlanmak zorunda olduğu haksızlığın ezici yükünden kurtularak ferahlık duyar.

Evet, insanlar psikolojik kıyametlerinden kurtulma yolu olarak inanırlar. Toplumun psikologlar ve psikiyatristler konusunda neden bu kadar ön yargılı olduğunu ve insanların neden bu meslek gruplarına ihtiyacları olmadığını düşündüklerini de bu şekilde anlamış oluruz.

İnanç, bazen bir psikoloğun ve psikiyatristin işini görebilir ama toplumun genelinin hiç bir psikolog veya psikiyatristin tedavi edemeyeceği oranda bir “olmayan gerçekler” dünyasının içinde, farkında olamadığı bir bataklığa saplanmış vaziyette ama mutlu olduğunu düşünerek yaşaması gerçeğini asla tedavi edemez.

Kullanıcı avatarı
Tumagü
Üye
Mesajlar: 83
Kayıt: 05 Kas 2011, 13:17

Re: Neden İnanırlar

Mesaj gönderen Tumagü » 13 Eyl 2014, 10:11

Güzel saptamalar var yazıda.
Dinler gerçekten ruhsal hastalıklı kişilere iyi geliyor
Bunun dışında "islam is not a religion of peace"
Resim
What makes islam so different?

Kullanıcı avatarı
KRALMAS
Admin
Mesajlar: 937
Kayıt: 11 Ağu 2011, 21:44
Felsefe: Ateizm

Re: Neden İnanırlar

Mesaj gönderen KRALMAS » 16 Eyl 2014, 16:44

Eline ve aklına sağlık dostum, yazıyı sabitliyorum.

Skamender
Yeni Üye
Mesajlar: 10
Kayıt: 29 Kas 2013, 01:52

Re: Neden İnanırlar

Mesaj gönderen Skamender » 24 Eki 2014, 14:15

ASLINDA BANA GÖRE DİN BİLMİN Bİ KOLUDYDU KOLUYDU DİYORUM NEDEN? ÇÜNKÜ ESKİ ÇAĞLARDA ELDEKİ BİLGİLER İLE ÇIKARILAN TEK SONUC BİR YARATICIYA CIKMAKTAYDI ESKİ ÇAĞLARDA İNSANIN BİLDİKLERİ NELERDİ 1-KENDİNİ BİLİYORDU 2 YAŞADĞI ÇEVREDEKİ BİTKİLERİ CANSIZ VARLILAR BİLİYORDU3- HAYVANLARI BİLİYORDU

PEKİ BU ESKİ İNSAN NE YAPTIDA DİN OLUSTU BENCE ZAMANIN BİLMİ SİMDİNİN GELENEĞİ ONCE TANRIYI KEŞFETTİ (Kİ BU BENCE HALA ÇÜRÜTÜLEMEYECEK BİR HİPOTEZDİR TABİKİ VARLIĞI İSPATLANMADĞI İÇİN GÜNÜMZDE Kİ BİLİM ANLAYISI İLE YOK SAYILIR SUAN İÇİN AMA KİMSE KESİNLİKLE YOKTUR DİYEMEZ BUNU ANCAK VE ANCAK BİLEMEYİZ YADA BENCE DİYEBİLİRSİZ ) NE YAPTI BU VATANDAS YAKININDA BİR DEPREM OLDU

BİR FIRTINA OLDU YA BİR ŞİMŞEK ÇAKTI VE HEMEN SORDU BU NEDEN OLDU BEN YAPMADIM HAYVANLARDA BUNU YAPAMAZ HİÇBİR HAYVANIN YADA BİTKİN VOLKAN PATLATĞINI GÖRMEDİM YANİ ASLINDA GAYET MODERN BİŞEY YAPTI ZAMNINA GÖRE NEDEN VE NASIL OLDU E BU VATANDAS ASLINDA O ZAMAN İÇİN ÇÜRÜTÜLEMEYECEK Bİ,R HİPOTEZ ATTI ORTAYA Kİ NEKLADAR GÜÇLÜ BİR HİPOTEZ OLDGU GÜNÜMÜĞZE KADAR HALA GELMESİNDEN ÖTÜRÜ AŞİKARDIR BEN YAPMADISYAM BU ETRAFIMDAKİLERDE YAPMADIYSA BİZDEN BASKA BİR GÜÇ VARDIR İŞTE FIRTINA OLDU DEDKİ BU YÜCE GÜÇ KIZDI SONRA GELDİ SORDU KENDİNE BAKIN ASLINDA ÇIKIS NOKTASI NEKADARDA MANTIKLI BEN KIZSSAM SİNİRİM NASIL GEÇER DİYE TABİKİDE BİRİ BANA DEĞELİ BİRŞEY VERİRSE YADA BANA SAYG GMSTERİP BENİM OTORİTEME BOYUN EĞERSE BU VATANDASTA KENDİNE GÖRE EN MANTIKLI OLAN SIKKI SECTİ GİTTİ ATIYORUM ONA AVLADĞI ETİ SUNDU YADA ONDAN ÖZÜR DİLEDİ DERKEN BÖYE BİR SEKTÖR OLUSMAYA BASLADI ADINADA DİN DENDİ BANA GÖRE TABİ BU YÜZYILLARDR BÖYLE GELDİ BÖYLE GİTTİ DEĞİN GİBİ YADA SECENEKLER GİBİ BİRÇOK NEDEN SAYABİLİRİZ BU NEDENLERİN BİRÇOĞUDA 300 YIL ÖNCESİNE GÖRE MANTIKLI KABUL EDİLEBİLR AMA GÜNÜMZDE İNSANLARIN BU DİNLERE İNANMASININ 2 NEDENİ VARDIR 1.CAHİLDİR Kİ GEREKLİĞİ EĞİTİMİ ALAMAMIŞ VE BAKIŞ AÇISNI GENİŞLETEMEMİŞ İNSANDIR 2.Sİ İSE SADCE MUTLULUK HUZUR VERDĞİ İÇİN İNANMAKTIR VAADEDİLEN BİR CENNET VEYA CEHENNEMDEN ZİYADE 1.ŞECENEK TEHLİKELİDİR ÇÜNKÜ CAHİL İNSANIN DİN İLE NE YAPCAĞINI KESTİREMESSİN VE BİR ÇOĞUNA DİN AKIL TUTLMASI YAŞATIR ÇÜNKÜ KORTUĞU İÇİN SORU SORMAYI BIRAKIR

Skamender
Yeni Üye
Mesajlar: 10
Kayıt: 29 Kas 2013, 01:52

Re: Neden İnanırlar

Mesaj gönderen Skamender » 24 Eki 2014, 14:19

BEN SADECE BASTAKİ YAZYI OKUMUSTUM AMA SENDE DİĞER YAZILARDA ZATEN DEĞİNMİSSİN BU KONUYA

Kullanıcı avatarı
eyesoftheleopard
Admin
Mesajlar: 24
Kayıt: 01 Eyl 2011, 10:51
Felsefe: Ateizm

Re: Neden İnanırlar

Mesaj gönderen eyesoftheleopard » 12 Ara 2014, 09:52

İnsanoğlu tarihinin ilk anından bu yana en çok ölümden korkmuştur.

Ölüm korkusu insana ölümden sonra yaşamın devam ettiği tiyatrosunu doğurmuş ve bir şekilde ölümsüzlüğü de ortaya çıkarmıştır.

Bana göre insanların şuna ya da buna inanmalarının tek sebebi ölüm korkusudur.

Cevapla

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 5 misafir